Matematik yarışmaları, özellikle okul düzeyindekiler, sıklıkla belirli bir formata dayanır: kısa sürede çok sayıda soruyu doğru yanıtlamak. Dört işlem yarışmaları, zaman baskısı altındaki problem çözme ve hız odaklı değerlendirmeler yaygın bir norm. Matematik yarışmaları eleştirisi bu noktada başlıyor: hız gerçekten matematiksel yetkinliğin göstergesi mi? Hız ile kavrayış arasında ilişki vardır; ama bu ilişki çoğu zaman sanıldığından farklı biçimlerde işler. Belirli işlemleri otomatik hale getiren, yani kısa belleğini boşaltarak daha derin kavramsal işleme kapasitesi yaratan bir öğrenci, zor problemlerde avantajlıdır. Bu anlamda hız, bazı bağlamlarda kavrayışın sonucu olabilir. Ama matematik yarışmaları eleştirisi şunu vurguluyor: hız, kavrayışın hem göstergesi hem de temeli değil. Derin matematiksel anlayış, çoğunlukla yavaş ve dikkatli bir süreçte oluşur. Farklı çözüm yollarını karşılaştırmak, bir ispatta neden bu adımın atıldığını kavramak, kavram yanılgısını fark edip düzeltmek, bunlar hız ölçen bir format içinde gerçekleşemez. Hız odaklı yarışmalar ayrıca bir seçim yanlılığı üretiyor: akıcı otomatik işlem yapan öğrenciler öne çıkarken, kavramsal düşünmede güçlü ama işlem hızı daha düşük olanlar geri planda kalıyor. Bu, matematiksel yeteneğin dar bir tanımını standart haline getiriyor ve farklı düşünme stillerini dışlıyor. Hız odaklı format ek bir sorun daha yaratıyor: kaygı. Zaman baskısı altında performans değerlendirildiğinde, sınav kaygısı yüksek olan bireyler işlem kapasitesinin çok altında performans sergileyebilir. Bu ölçüm, matematiği sevme olasılığı olan bazı öğrencileri daha baştan sistemin dışına itiyor. Alternatif değerlendirme biçimleri var: açık uçlu problemler, uzun süreli proje çalışmaları, çözüm sürecinin gerekçelendirilmesi. Bu formatlar daha az standartlaştırılmış; ama daha bütüncül bir matematik anlayışını ölçme kapasitesine sahip.