Stilist deneyimim, kıyafete dair bildiğim her şeyi alt üst etti. Daha önce moda konusunda kendimi birikimli sanıyordum. İlk gerçek müşterimle oturduğumda ne kadar dar bir çerçevede düşündüğümü anladım. Stilист deneyiminin ilk büyük dersi, dinlemekti. Müşteri ne istiyor bunu sormak yeterli değil; neden istiyor, hangi durumda kullanacak, nasıl hissettirmek istiyor? Bu sorular kıyafetin ötesinde bir konuşma açıyor. İlk müşterim 50'li yaşlarında, kurumsal işi bırakan, serbest danışmanlığa geçen bir kadındı. Gardırobunda takım elbiseler doluydu, ama artık o kişi olmak istemiyordu. Stilist deneyimimde öğrendiğim bu: gardırop kimliği temsil eder ve kimlik değişince gardırop da değişmek zorunda. Teknik olarak da çok şey öğrendim. Renk teorisi, beden geometrisi, kumaş davranışları. Ama bunların hepsinden daha önemli olan şu: iyi bir kombinin formülü yok. Stilist deneyimi bana kurallara değil, insana bakmayı öğretti. En zorlu kısım, kendi zevkimi müşterinin zevkinden ayırt etmekti. Bana güzel gelen şeyi ona giydirmek istemek doğal ama yanlış. Stilist orada kendi imzasını değil, müşterinin en iyi versiyonunu çıkarmak için var. Birinci yılın sonunda on müşterimden sekizi devam etti. Bu oran bana şunu söylüyordu: dinlemek, eğitmekten daha değerli. İnsanlar zaten ne giyeceklerini öğrenmek istiyor; ama önce anlaşıldıklarını hissetmek istiyorlar.