Heidegger Dasein ölüme doğru varlık ilişkisi, Varlık ve Zaman'ın (Sein und Zeit, 1927) ikinci bölümünün merkezini oluşturur ve varoluşçu düşüncenin temel koordinatlarından birini çizer. Heidegger burada ölümü bir biyolojik olgu ya da hayatın sonu olarak değil, Dasein'ın kendi varlığını kavramasının olasılık ufku olarak ele alır.\n\nHeidegger Dasein'ı, Varlık-orada, insan varoluşunu, başka nesnelerden farklı kılan özelliğin Varlık'a ilişkin kaygı (Sorge) yapısı olduğunu ileri sürer. Dasein, yalnızca var olmakla kalmayıp kendi varlığının kendisi için bir mesele olduğu bir varlık türüdür. Ölüm ise bu mesele yapısını en keskin biçimde açığa çıkaran olasılıktır: ölüm, devredilemeyen, belirli olmayan ama kesin olan ve her an gerçekleşebilecek bir olasılıktır. Heidegger bunu Dasein'ın en özgün (eigentlichste), başkasına bırakılamaz (unbezügliche) ve aşılamaz (unüberholbare) olasılığı olarak tanımlar.\n\nÖzgünlük (Eigentlichkeit) kavramı bu analizde kritik bir işlev üstlenir. Gündelik yaşamda Dasein, Das Man, anonim toplumsal yapı, içinde ölümü uzaklaştırır, normalleştirir ve üzerini örter. Herkes ölür ama \\\"şimdilik değil\\\" tavrı baskın çıkar. Heidegger'e göre bu kaçış, Dasein'ın kendi varoluşunu gerçekten üstlenemediğinin işaretidir. Ölüme doğru varlığa ilişkin angst (varoluşsal kaygı) ise tam da bu örtmecenin kalkmasına vesile olan ruh hâlidir; Dasein'ı Das Man'ın belirsiz güvencesinden çekip alır.\n\nÖzgün ölüme doğru varlık, kişinin kendi sonluluğunu göz ardı etmeden varoluşunu üstlenmesidir. Bu, kararın (Entschlossenheit) temel koşuludur: Dasein ancak kendi ölümlülüğünü sınır olarak açıkça benimseyen bir tutumda, başkasının anlamlandırmasına sığınmaksızın, kendi en özgün olanaklarını gerçekleştirebilir.\n\nSartre, Camus ve Levinas bu analizi farklı yönlerde genişletmiştir. Levinas özellikle ölümün Heideggerci yorumunu eleştirmiş; ölümün kendi başınalığı vurgusunun öteki-ilişkisinin etiğini dışladığını savunmuştur. Bu itiraz, fenomenolojik ölüm analizinin tarihsel bir dönüm noktasını oluşturur.