Yapısalcı dilbilim iletişim teorisi etkileşimi, Saussure'ün dilbilim devriminin iletişim bilimleri ve kültürel çalışmalar üzerindeki derin izini anlamlandırmak için temel bir analiz ekseni sunar. Saussure'ün 1916'da yayımlanan Genel Dilbilim Dersleri, dili hem bir iletişim aracı hem de anlam üretiminin yapısal bir sistemi olarak kavramlaştırarak yirminci yüzyılın büyük bölümündeki beşeri bilimler paradigmasını belirleyici biçimde şekillendirdi. Saussure'ün yapısalcı dilbilim modelinin üç temel ayrımı, iletişim kuramlarına taşındı: gösterge/gösterilen/gösteren ayrımı, langue/parole ayrımı ve eşzamanlı/artzamanlı analiz ayrımı. Gösterge (sign) kavramı, gösteren (signifier: ses imgesi) ile gösterilen (signified: kavram) arasındaki keyfi bağ, iletişim araştırmalarında anlam ilişkisinin keyfi ve toplumsal uzlaşıya dayalı olduğu varsayımının zeminini oluşturdu. Bu varsayım, dilbilimsel görelilikten kültürel temsil analizine uzanan geniş bir teorik alanda belirleyici olmuştur. Yapısalcı dilbilim iletişim teorisi bağlantısının en somut köprüsü Roland Barthes'ın göstergebilim çalışmalarıdır. Barthes, Saussure'ün dilbilim çerçevesini kültürel göstergeler, fotoğraflar, reklamlar, moda, mitoloji, analizine uyarladı. Birinci düzey anlamlama (denotasyon) ve ikinci düzey anlamlama (konotasyon/mit) ayrımı, medya metinlerinin yüzeysel anlam ile ideolojik anlam katmanları arasındaki farkı çözümlemeye yönelik araçsal bir çerçeve sundu. Prag Okulu ve Jakobson'un iletişim modeli, yapısalcı dilbilim iletişim teorisi köprüsünün bir diğer kritik halkasını oluşturur. Jakobson'un altı işlevli iletişim şeması, göndergesel, duygu bildirici, çağrı, üstdil, ilişkisel ve şiirsel işlevler, hem dilbilimsel hem de iletişimsel pratikleri aynı analitik çerçeve içinde ele almayı mümkün kıldı. Şiirsel işleve yapılan vurgu, edebiyat eleştirisinde yapısalcı yaklaşımın kılavuz ilkesi hâline geldi. Fransız yapısalcılığının iletişim ve kültür çalışmalarına katkısı, Saussure'ün dil modelinin sosyal fenomenlere uyarlanmasıyla belirginleşir. Lévi-Strauss'un mit ve akrabalık yapıları analizi, Lacan'ın psikanalitik dil teorisi ve Althusser'in ideoloji ve devlet aygıtları çerçevesi, hepsi yapısalcı dilbilim iletişim teorisi geleneğinden beslenmiştir. Bu çizgi, iletişim olgularını bireysel mesaj alışverişi değil; kodlar, kurallar ve farklılıklar sistemi olarak okumanın yolunu açtı. Post-yapısalcı eleştiri, yapısalcı dilbilim iletişim teorisi mirasını hem genişletmiş hem de sorgulamıştır. Derrida'nın gösterenin sürekli ertelenme ve kayma hareketi (différance), Foucault'nun söylem ve güç bağlantısı, ve Laclau-Mouffe'un hegemonik eklemleme teorisi, hepsi yapısalcı temel üzerinde inşa edilmekle birlikte sistemin kapalılığı ve anlamın sabitliği iddiasını aşındırmıştır. Bu karmaşık miras, çağdaş iletişim araştırmalarının teorik arka planını oluşturmayı sürdürmektedir.