Tığ işi öğrenme yolculuğum bir YouTube videosundan başladı. İzledim, kolay görünüyordu. Tığ ve ip aldım, oturdum, başladım. İlk on dakikada ipim düğümlendi, tığım kafaya girdi ve hiçbir şey video gibi görünmüyordu. Tığ işi öğrenme sürecinin ilk engeli tutuş. Tığı nasıl tutacağım, ipi nasıl gergin tutacağım, bunlar birbirine bağlıydı ve ikisi de yanlış gidince elde hiçbir şey çıkmıyordu. Komşum emekli bir hanımefendiydi ve tığ örüyordu. Kapısına gittim, gösterdi. Bir saatte 'zincir ilmek'i öğrendim, sadece bunu, ama sağlam öğrendim. İkinci hafta 'tek ilmek' öğrendim. Üçüncü hafta küçük bir yastık kılıfı yaptım, düzensizdi, kenarlar eğriydi ama vardı. Bu olması benim için büyük bir şeydi. Battaniye projesine dört ay sonra başladım. Tığ işi öğrenme sürecimin en büyük projesi. İki yüz sıra, yüz yirmi ilmek. İlk elli sıra güzeldi. Altmışıncı sıradan sonra ilmek sayısı değişmeye başladı, zaman zaman artıyor, zaman zaman eksiliyordum. Neden? Dikkatsiz anlarda ilmek atlıyordum. Battaniyeyi bitirdiğimde kusurları vardı ama bitmişti. O anki hissi tarif etmek zor. Tığ işi öğrenme bana tamamlama sevincini öğretti, küçük olsun, kusurlu olsun, tamamlanmış olsun.