1929'da Lucien Febvre ve Marc Bloch'un kurduğu Annales dergisi, tarih yazımında köklü bir dönüşümün fitilini ateşledi. Siyasi olaylar kronolojisine ve büyük şahsiyetlere odaklanan geleneksel pozitivist tarihçiliğin karşısına, sosyal yapıları, ekonomik döngüleri ve zihniyetleri merkeze alan bütüncül bir yaklaşım çıktı. Annales okulu tarih yazımının ilk kuşağı, disiplinlerarası yöntemi zorunlu bir araç olarak konumlandırdı. Coğrafya, sosyoloji, ekonomi ve antropoloji bu yaklaşımda tarihsel açıklamanın kurucu unsurlarına dönüştü. Braudel'in 1949'da yayımladığı Akdeniz çalışması bu sentezin doruk noktasıydı: kısa vadeli olaylar (événements), orta vadeli konjonktürel dalgalanmalar ve uzun vadeli coğrafi-yapısal süreçler (longue durée) üst üste binen katmanlar biçiminde analiz edildi. Longue durée kavramı, tarihçinin bakış açısını tek bir hükümdarlık döneminin ya da savaşın ötesine taşıdı; dağların, iklimlerin ve ticaret yollarının zaman üzerindeki etkisini gün yüzüne çıkardı. İkinci kuşak Annales tarihçileri, niceliksel yöntemleri derinleştirdi. Seri tarih (histoire sérielle), fiyat endeksleri, vaftiz kayıtları ve vergi defterleri gibi yüzlerce yıllık verilerin sistematik analizini mümkün kıldı. Bu yaklaşım, bireysel belgelerin anlatıcı değerini ikincil konuma iterken toplumsal örüntülerin nesnel tartışmasını ön plana taşıdı. Üçüncü kuşakta, özellikle Jacques Le Goff ve Georges Duby ile birlikte tarihsel antropoloji ve zihniyetler tarihi (histoire des mentalités) sahneye çıktı. Kolektif zihinsel yapılar, dinî inanç örüntüleri ve toplumsal duygu rejimleri artık tarihsel açıklamanın meşru nesneleri sayıldı. Belgeler yalnızca olgusal veri kaynağı olarak değil, dönemin simgesel evrenine açılan pencereler olarak okundu. Annales okulu tarih yazımı, yalnızca Fransız akademisini değil, küresel tarihçiliği de derinden etkiledi. Karşı eleştiriler de gecikmedi: siyasi tarihin ve failliğin (agency) ihmal edilmesi, niceliksel veriye aşırı güven ve Avrupa merkezli çerçeve bu eleştirilerin odağını oluşturdu. Bu tartışmalar, metodolojik refleksiviteyi tarih disiplininin kalıcı bir gündem maddesi hâline getirdi.