Her şey bir YouTube videosundan başladı. Çift yarık deneyi. On dakikada anlayacağım sandım. Kuantum mekaniği anlamak istiyordum çünkü herkes "garip" diyordu ama kimse neden garip olduğunu düzgün açıklamıyordu. Video başladı: elektron hem dalga hem parçacık, gözlem yapılınca değişiyor, süperpozisyon, dolanıklık... Ve ben oturdum, tekrar oturdum, not aldım, tekrar izledim. Saatler içinde, o küçük ama sinir bozucu bir his yerleşti: "Anlıyorum ama anlamıyorum." Kelimeler tanıdık. Cümleler mantıklı. Ama zihin, kuantum mekaniği anlamak için gereken sezgisel modeli bir türlü kuramıyordu. Çünkü böyle bir model yok. İşte asıl darbe buydu. Günlerce farklı kaynaklardan baktım. Her biri farklı benzetme kullanıyordu: kediler, zarlar, dalgalar, kutular. Ve her seferinde ben o benzetmeyi kavramak için zihnimde bir resim çizmeye çalışıyordum. Sonra birileri şunu söylüyordu: "Bu benzetmeler yanıltıcı. Kuantum mekaniği matematik olmadan anlaşılamaz." Matematiği açtım. Schrödinger denklemi karşıma çıktı. Kapattım. Kuantum mekaniği anlamak konusunda asıl zihinsel çöküş burada yaşandı: beyin, görülmeyen ve hissedilemeyen bir ölçeğin dilini, görülen ve hissedilen bir ölçeğin araçlarıyla kavramaya çalışıyordu. Bu mümkün değil. Sezgi burada işe yaramıyor çünkü sezgi evrimsel olarak çok farklı bir ölçek için gelişti. Bunu kabul ettiğimde bir şey gevşedi kafamda. Fizikçi arkadaşıma sordum: "Sen anlıyor musun gerçekten?" Güldü. "Matematiğini anlıyorum. Sezgisel olarak? Kimse tam anlıyor değil. Feynman da böyle diyordu zaten." Feynman. Yani dünyanın saydığı fizikçilerden biri de "kimse gerçekten anlamıyor" diyordu. Bu, benim için beklenmedik bir rahatlama oldu. Kuantum mekaniği anlamak belki de yanlış hedef. Doğru hedef: neden anlaşılamadığını anlamak. Ve bu kendi başına yeterince büyük bir şey.