Tasarım ajansı staj deneyimim romantik bir başlangıçla açılmadı. İlk haftam kapıdan girerken "hayallerimin yeri" diye düşünmüştüm. İkinci hafta gece ikiyi geçe ekran başındaydım. Revizyon geldiğinde saat on birdi. Müşteri sabah sekize bir sunum yapılacaktı. Tasarım ekibinde ben ve bir kıdemli vardım. Kıdemli bana baktı: "Yapabilir misin?" Evet dedim. Tasarım ajansı staj deneyiminde o gece tek başıma bir sunum deseti hazırladım. Yorgundum, gözlerim yanıyordu, ama ilerledim. Bir noktada yapamayacağımı düşündüm, tasarım tutarsızdı, font seçimlerim saçmalamıştı. Geri başladım. Sabah beşte bitirdim. Kıdemli kontrol etti. "İyi" dedi, "iyi" nin ondan bu anlama gelmediğini sonradan öğrendim, gerçekten beğenmiş demekti. Sunum geçti. Müşteri kabul etti. O gece bana tasarım ajansı staj deneyiminin asıl yüzünü gösterdi. Güzel kahveler, ilham verici toplantılar, portfolyo konuşmaları, bunlar bir yüz. Öte yüz: baskı altında teslim etmek, yorgunken karar vermek, belirsiz bir durumu çözmek. Her ikisi de gerçek. Ajans hayatına girmeden bu ikinci yüzü görmenizi öneririm. Baskıyı kaldırabiliyorsanız devam edin. Kaldıramıyorsanız, bunu erken öğrenmek de bir kazanım.