Kürk Mantolu Madonna okuma deneyimim bir kasım akşamında oldu. Dışarı çıkamıyordum, yağmur vardı, evin içi sessizdi. Çekmeceden kitabı çıkardım; kaç yıldır vardı, açmamıştım. Kürk Mantolu Madonna okumaya başladığımda sayfalar hızla geçti. O akşam kitabı bırakmak istemedim. Yemeği es geçtim, saat kaça geldiğine bakmadım. Bir şey tutmuştu beni. Neyi tuttu? Karakterin kendi kendine yaptıklarını görme biçimim. Raif Efendi'yi okurken zaman zaman tanıdım; o sessizce yenilen, gören ama dile getiremeyen adam. Bu tanıdıklık rahatsız ediciydi ve aynı zamanda rahatlatıcı; edebiyatın garip ikili etkisi. Kürk Mantolu Madonna okuma deneyiminin bende bıraktığı iz şu oldu: yaşanmayan hayatlar üzerine düşünmek. İnsan seçimler yapar, bazı yolları kapatır. Kapalı yolların ağırlığı bazen fark edilmeden taşınır. Kitap bu ağırlığı görünür kıldı benim için. O yağmurlu akşam kitabı bitirince bir süre oturdum hareketsiz. Dışarıda hâlâ yağmur vardı, aynı ses. Ama içeride bir şey değişmişti; ne tam söyleyemem. Kürk Mantolu Madonna zamanla okunursa daha çok şey söyleyen bir kitap. Yirmi yaşında başka anlam taşır, kırk yaşında başka. Ben geç okudum; doğru zamanda geldi galiba. Bazı kitaplar bekler, hazır olunca konuşur.