Karşılaştırmalı tarih metodolojisi, benzer ya da farklı toplumsal yapıları yan yana inceleyerek tarihsel açıklamayı derinleştirmeyi hedefler. Yalnızca tek bir uygarlığı inceleyen monografik tarihçilik, kendi içinde tutarlı ama evrensel geçerliliği tartışmalı açıklamalar üretebilir. Karşılaştırmalı yaklaşım ise bu tekil açıklamaları test etmenin ve tarihsel örüntülerin hangi koşullarda geçerli olduğunu saptamanın yolunu açar.\n\nKarşılaştırmalı tarih metodolojisinin ilk metodolojik sorusu, karşılaştırmanın mantığına ilişkindir: homotetik mi, yoksa karşıt vakalar mı incelenecek? Homotetik karşılaştırma, ortak yapılara sahip toplumları yan yana koyarak genel örüntüleri arar; Marc Bloch'un Avrupa feodalizmi üzerine çalışması bu yaklaşımın klasik örneğidir. Karşıt vakalar stratejisi ise birbirine benzer koşullardan farklı sonuçlar çıkan toplumları mercek altına alır; neden Batı Avrupa'da kapitalizm gelişti de Çin'de gelişmedi sorusu bu stratejinin en meşhur örneğini sunar.\n\nKarşılaştırmanın önündeki en ciddi metodolojik tehlike, \"conceptual stretching\", kavramsal esneme, sorunudur. Bir kavramı, ortaya çıktığı bağlamın ötesine taşıdığınızda kavramın analitik hassasiyetini yitirme riskiyle karşılaşırsınız. \"Demokrasi\", \"feodalizm\" ya da \"devrim\" gibi terimler Avrupa merkezli bir içerikle donatılmış olabilir; bu terimleri başka medeniyetlere uygulamak, karşılaştırılan nesneyi gerçekten kavramak yerine onu bilinen bir şablona indirgemek anlamına gelebilir.\n\nBu sorunla baş etmenin yollarından biri inductive concept formation'dır: karşılaştırılan toplumların kendi iç kategorileri ve aktörlerinin kullandığı kavramlar esas alınır, analitik çerçeve ancak bunların ardından oluşturulur. Karşılaştırmalı tarih metodolojisinde çapraz kültürel kavram tartışması, salt tarihsel araştırmanın ötesinde felsefi bir düzlemde sürer.\n\nVeri asimetrisi de karşılaştırmalı analizin pratik zorluklarından biridir. Yazılı kaynak zenginliği bakımından medeniyetler arasındaki derin eşitsizlikler, karşılaştırmayı metodolojik açıdan dengesizleştirebilir. Daha az belgelenmiş bir toplumu daha zengin kaynaklara sahip biriyle karşılaştırmak, sessizlikleri veri yokluğuyla değil, farklı kayıt pratikleri ve hayatta kalma koşullarıyla açıklamayı zorunlu kılar.\n\nKarşılaştırmalı tarih metodolojisinin en güçlü yanı, tarihçiyi kendi özgül konumunu sorgulamaya zorlamasıdır. Kendi uygarlığını referans noktası olarak kabul eden araştırmacı, karşılaştırmayı başlamadan önce zihinsel olarak çerçevelemiş olur. Bu öz-refleksivite, karşılaştırmalı çalışmayı hem en zorlu hem de en dönüştürücü tarih pratiği hâline getirir.