İş e-postası tarzımın sorun olduğunu, bir toplantıda dolaylı biçimde öğrendim. Bir meslektaşım "seninle yazışmak bazen yıldırıcı oluyor" dedi. Güldü, ben de güldüm, geçti. Ama bir süre sonra sordum kendime: Gerçekten mi böyle? E-postalarımı inceledim. Uzundu. Konu başlığı belirsizdi. Bir mesajda üç farklı konu ele alınıyordu. Aksiyon gerektirenler, bilgilendirme amaçlılar ve soru sormak istediklerim hepsi aynı e-postadaydı. İş e-postası tarzı meselesi basit görünüyor, ama gerçekte nasıl düşündüğünü ve iş yaptığını yansıtıyor. Ben her şeyi aynı anda aktarmak istiyordum, kafamda net olan şeyleri, karşı tarafa da aktarırsam verimli olur, diye düşünüyordum. Ama verimli değildi. Bir değişiklik yaptım: Her e-posta için tek konu. Konu başlığına aksiyon veya bilgi içeriği yazıyorum, "Bilgi: Proje takvimi" ya da "Karar gerekiyor: Toplantı tarihi." Bu küçük değişiklik, hem benim için hem alıcı için ciddi fark yarattı. İş e-postası tarzımın diğer sorunu tondur. Türkçede resmi yazışma alışkanlığı var, ama iç yazışmalarda o ton bazen soğuk ya da mesafeli hissettiriyor. Geri bildirimleri aldıkça, kimi zaman daha doğrudan, kimi zaman daha insanca bir ton daha iyi çalıştığını gördüm. Bu değişim sürecinde fark ettim: İletişim tarzı, ilişkileri sessizce şekillendiriyor. Bir e-postanın tonu, yüz yüze hiç söylemeyeceğin bir şeyi söylüyor olabilir. Ve bunu fark etmemek, fırsatları kaçırtıyor.