"Yalan söylemek yanlış mı?" diye sorulduğunda pek çok kişi "duruma göre" der. Ama Kant kategorik buyruk dediğimiz ahlak ilkesiyle tam da bu "duruma göre" yaklaşımını sorgulamaya açar. Kant kategorik buyruk, Immanuel Kant'ın geliştirdiği ahlak felsefesinin temel taşıdır. En bilinen formülasyonu şöyledir: "Yalnızca aynı zamanda evrensel bir yasa olmasını isteyebileceğin ilkeye göre eyle." Yani bir eylem yapmadan önce şu soruyu sorun: Herkes bu şekilde davransaydı ne olurdu? Yalan söyleme örneğine dönelim. "Çıkarım için yalan söyleyebilirim" ilkesini herkes benimseseydi ne olurdu? İletişim tamamen güvenilirliğini kaybederdi; çünkü hiç kimse bir diğerinin söylediklerine inanmaz hale gelirdi. Yani bu ilke, evrensel biçimde uygulandığında kendi kendini imkânsız kılar. Kant için bu, söz konusu eylemin ahlaki açıdan yanlış olduğunun kanıtıdır. Kant'ın ahlak anlayışında sonuçlar belirleyici değildir; bu onu faydacılıktan ayıran temel noktadır. Kant kategorik buyruk anlayışına göre, iyi niyetle yapılmış ama kötü sonuçlar doğurmuş bir eylem ahlaki açıdan değerlendirilebilir; çünkü ahlaki değer eylemin sonucunda değil, niyetinde ve ilkesindedir. Kategorik buyruğun günlük hayattaki karşılığına bakmak bu soyutluğu somutlaştırır. Bir arkadaşınızı mağdur etmemek için küçük bir yalan söylemek, Kant'a göre yine de yanlıştır; çünkü eylemin ilkesini evrenselleştiremezsiniz. Ama bu tutumun pratikte uygulanması gerçekten zordur ve Kant'ın ahlak felsefesi bu yüzden hem etkileyici hem de çokça eleştirilen bir yapıya sahiptir. Bununla birlikte, Kant kategorik buyruk fikrini ahlaki değerlendirmeler için bir düşünce aracı olarak kullanmak oldukça aydınlatıcıdır. "Herkes böyle yapsaydı" sorusu, özellikle küçük ama meşrulaştırılmış ihlalleri (kuyruk atlamak, işyerinde küçük hırsızlık, vergi kaçırmak) sorgulamak için güçlü bir perspektif sunar. Belki hep aynı sonuca varmak zorunda değilsiniz; ama bu soruyu sormak bile ahlaki düşünme pratiğini keskinleştirir.