Üniversite sınavı deneyimim üç yıla yayıldı. İlk girişim çok kendinden emin başladı, tutarsız bitti. İkinci girişim panikte başladı, erken bitti. Üçüncüsü farklıydı. Birinci yıl ne yapmam gerektiğini bilmeden çalıştım. Herkesin dediğini yaptım: soru çöz, tekrar et, uyku düzenini kur. Ama sistematik olmadan. Sonuç istediğim gibi olmadı. O günün hayal kırıklığı beni uzun süre takip etti. Çevremden bazıları "bir yıl daha mı?" diye bakışlarla sordu. Bu bakışlar ikinci yılı daha da ağırlaştırdı. İkinci yıl odaklanmakta zorlandım. Aklım ilk sonuçtaydı. Psikolojik olarak dağılan bir çalışmacı çok başarılı olamıyor. Yine istediğim olmadı. Üçüncü yıl üniversite sınavı deneyimim kökten değişti. Ailemle oturdum, şunu dedim: "Ben kendi yöntemimle çalışacağım." Beni gözlemledim. Sabah mı daha verimliydim? Sabah. Hangi konular daha çok geri dönüyordu? Matematik. Buna göre plan kurdum. Süreç değil, sonuç odaklı çalışmak bir hata. Üçüncü yıl sonucu değil, süreci yönetmeye çalıştım. Haftalık küçük hedefler. Anlamadan geçmemek. O üniversite sınavı deneyiminin bana en büyük katkısı başarısızlıkla dürüstçe yüzleşmeyi öğretmesi oldu. Ve ikinci, üçüncü kez denemek, vazgeçmekten daha güç ama çok daha öğretici.