Yedigöller Milli Parkı, adını yedi birbirine bağlı gölden alan ve Bolu iline bağlı konumuyla İstanbul, Ankara ve Bursa'ya yakınlığı sayesinde en fazla ziyaretçi çeken milli parklardan biri. Bu yakınlık hem parkın tanınırlığını hem de karşılaştığı baskıyı belirliyor. Göl sistemi açısından bakıldığında yedi göl birbirini besleyen kaskad yapısıyla ilginç bir hidrolojik örüntü oluşturuyor. Büyükgöl, Küçükgöl, Sazlıgöl ve diğerleri mevsime göre su seviyeleri değişiyor. İlkbahar döneminde yağış ve kar erimeleriyle beslenen göller dolgun ve aktif görünürken yaz sonunda bazı küçük göllerin yüzeyi belirgin biçimde çekiliyor. Yedigöller Milli Parkı'nı gerçek anlamda fotoğraf arşivlerine taşıyan şey ise ekim ortası ile kasım başı arasındaki altı ila sekiz günlük bir pencere. Bu dönemde kayın, meşe ve kavak ağırlıklı orman, sarı ve turuncu yoğunluğunu zirveye taşıyor. Türkiye'deki sonbahar renk dönüşümünün en yoğun yaşandığı alanların başında geliyor. Bununla birlikte ziyaret deneyiminin eleştirel bir değerlendirmesi bazı sorunları da gündeme getiriyor. Hafta sonu kapasitesi aşımı en belirgin sorun. Ekim sonunda parktaki ziyaretçi yoğunluğu park altyapısının kaldırabildiği düzeyin çok üzerinde kalabiliyor. Otoparklar tıkanıyor, ana yürüyüş güzergahlarında kuyruk oluşuyor ve doğa deneyiminin yerini kalabalıkta yürüme alıyor. Hafta içi sabah erken saatlerde ziyaret tablo değiştiriyor. Aynı renk yoğunluğunu çok daha az kalabalıkla deneyimlemek mümkün. Park içi yürüyüş güzergahları iyi işaretlenmiş, zemin genel olarak bakımlı. Ana rotanın yanı sıra daha az bilinen yollar da mevcut; bunlar yoğunluğu dağıtma açısından avantaj sağlıyor. Ekolojik yük meselesi de önemli. Yedigöller'deki ziyaretçi baskısının kıyı bitki örtüsü üzerinde gözlemlenebilir izler bıraktığı çevre gruplarının raporlarına yansımış. Parkın popularitesi aynı zamanda en büyük kırılganlık noktası haline gelmiş durumda.