BM'nin eğitim, bilim ve kültür örgütü UNESCO'nun yok olan diller raporu, dünya üzerindeki konuşulan yaklaşık yedi bin dilden üç bininin tehlike altında olduğunu ortaya koydu. Rapor, tehlikenin boyutunu önceki ölçümlerle karşılaştırarak son yirmi yılda giderek hız kazandığını belgeliyor. Yok olan diller UNESCO raporu verilerine göre tehlikeli kategorideki dillerin büyük çoğunluğu yüz ya da daha az konuşana sahip. Güney Amerika, Okyanusya ve Güneydoğu Asya bu tablodan en ağır biçimde etkilenen bölgeler olarak öne çıkıyor. Afrika'da ise tehlike altındaki dil sayısı son beş yılda belirgin biçimde arttı. Yok olan diller UNESCO raporunun önemli bir bölümü, dil kaybını tetikleyen yapısal dinamiklere ayrılmış. Kentleşme, baskın dillerin eğitim sistemleri üzerindeki hakimiyeti ve azınlık dillerinde yazılı materyal eksikliği başlıca etkenler olarak sıralanıyor. Ekonomik baskıların da dil tercihi kararları üzerinde belirleyici rol oynadığı vurgulanıyor. Yok olan diller meselesinde UNESCO, dijital belgeleme çalışmalarını bir öncelik olarak tanımladı. Ses kayıtları, sözlükler ve gramer kılavuzlarının oluşturulması, dili aktif olarak konuşan neslin kaybolmasından önce bir miras arşivi oluşturmayı hedefliyor. Ancak belgeleme, dil canlılığını korumakla eş değil; bu ikisi arasındaki ayrımı netleştirmek de raporun odak noktaları arasında yer alıyor. Türkiye'deki dilbilimciler, Anadolu'da azınlık dilleri ve lehçelerin durumunu bu uluslararası bağlamla birlikte değerlendiriyor. Yerel belgeleme girişimlerinin akademik desteğe ve politika çerçevesine ihtiyaç duyduğu vurgulanıyor.