Japonya'da Türk Japonca öğreniyor tümcesi, kulağa macera gibi geliyor. Ve gerçekten öyleydi, ama maçeranın içinde sinir bozucu kısımlar da vardı. Japonya'ya taşındığımda dil meselesini hafife almıştım. "Orada olunca öğrenilir" diye düşünmüştüm. Doğruydu, ama o öğrenme süreci beklenenden çok daha yorucu ve garip bir yoldan geçiyordu. Japonca yazı sistemleri meselesi birinciydi. Hiragana, katakana, kanji, sadece alfabe öğrenmek bile başlı başına bir proje. İlk aylarda menüyü okuyamadan sipariş veriyordum. Tren istasyonunda yönleri takip edemiyordum. Bu pratik yetersizlik, gündelik hayatı sürekli bir test alanına dönüştürdü. Japonya'da Türk Japonca öğrenmenin en sinir bozucu yanı, "çok iyi Japonca konuşuyorsunuz" tuzağıydı. İki cümle söylediğimde insanlar takdirle bu cümleyi söylüyordu. Ve sonra hızlı, akıcı Japonca konuşmaya devam ediyorlardı, sanki iki cümle söylemek tam akıcılık demekmiş gibi. Ses uyumu ve ton meselesi de gerçek bir engel. Japonca yanlış tonla söylenen bir kelime, farklı anlama gelebiliyor. Türkçe altyapım bu konuda yardımcı olmadı. Ama şunu da söyleyeyim: O sinir bozucu anlar, öğrenmemi hızlandırdı. Gündelik hayatın içinden öğrenmek, sınıfta oturmaktan çok daha hızlı. Süpermarkette kasada ne söyleneceğini bilmek için sözlüğe bakmak, bu baskı, kalıcı öğrenme sağlıyor.