Titrasyon deneyi kimya laboratuvarında yaptığım en titiz iş gerektiren deneyin adıydı. Ve ilk denemede feci başarısız oldum. Düzenek kuruldu, büret doldu, indikatör eklendi. Öğretmen "yavaşça damla damla ekle, renk değişimine dikkat et" dedi. Kulağıma işledi. Elim gitti. Musluğu biraz fazla döndürdüm. Renk değişti. Hızla. Ve geri dönmedi. Dönüm noktasını birkaç mililitre ötede geçmiştim. Titrasyon deneyi terminolojisinde bu "aşıma" deniyor. Deneyin başarısız sayılması demek. Sıfırdan başladım. Bu kez musluğu neredeyse kapalı tutup her bir damlayı saydım. Birkaç damla sonra renk hafifçe pembe olup geçici olarak geri döndü. "Yaklaştım" diye düşündüm ve daha da yavaşladım. Bir damla. Dur. Bak. Yarım damla için musluğu hafifçe sıkıştırdım, bıraktım. Renk döndü ve bu sefer döndü. Titrasyon deneyi bana tam olarak bu dersi verdi: Geriye dönüşü olmayan süreçlerde sabır tek stratejidir. Bir damlayı geri alamazsınız. Kimyasal denge aşıldığında düzeltemezsiniz. Bu yüzden eklediğiniz her miktar önemlidir. Bu ders laboratuarın dışına çıktı zamanla. Titrasyon deneyi yaklaşımı, geri dönüşü zor kararlar için bir metafor haline geldi aklımda. Hızlı hareket etmek genellikle cazip görünür. Ama dönüm noktasını kaçırmamak için bazen tek damla dozuna geçmek, sabırla beklemek ve renk değişimini izlemek tek gerçekçi yol. Kimya derslerinden en kalıcı dersleri formüllerden değil, laboratuvar hatalarından aldım. Hata yaptım, düzelttim, anladım. Bu sıralama sınav kağıdındakinden çok daha derin bir iz bırakıyor.