Türk dizi sinema ilişkisi, yerli film sektörünün neden belirli kalıpların ötesine geçemediğine dair tartışmalarda sıkça gündeme gelen bir konu. Dizi prodüksiyon kültürünün uzun metraj sinema üretimini hem olumlu hem olumsuz etkilediği çeşitli argümanlarla savunuluyor. Bu tartışmayı düz bir şikâyetin ötesine taşımak mümkün. Türk dizi sinema ilişkisinin en çok tartışılan boyutu sanatçıların estetik anlayışının şekillenme biçimi. Dizi prodüksiyonunda çalışan yönetmen, kameraman, set tasarımcısı ve oyuncuların büyük çoğunluğu hızlı bölüm üretimine alışıyor. Uzun metraj sinemada ise ritim, görsel dil ve anlatı yapısı farklı bir sabır ve özerklik gerektiriyor. Bu geçişin zorluğu gerçek. Bununla birlikte, dizi üretiminin sinema için bir kaynak havuzu oluşturduğu da yadsınamaz. Türkiye'de bütçeli uzun metraj projeler için gerekli teknik ekibin büyük çoğunluğu dizi sektöründen çıkıyor. Stüdyo altyapısı, post prodüksiyon kapasitesi ve endüstri profesyonelleşmesi açısından dizi sektörü önemli bir zemin oluşturuyor. Dizi sektörünün sinema üzerindeki dolaylı etkisi de var. Dikkat ekonomisi değişiyor: günlük yeni bölüm tüketen bir izleyici kitlesi için sinema salonu deneyimi ve uzun biçimli anlatı farklı bir uyum gerektiriyor. Dizi kültürü sinema salonuna gidişi azaltıyor mu, yoksa uzun biçimli anlatıya ilgiyi artırıyor mu? Bu sorunun cevabı hem evet hem hayır. Türk dizi sinema ilişkisi tartışmasında asıl yapıcı soru şu: sinema sektörü için özgün bir finansman modeli, auteur sinemasını destekleyen bir fon yapısı ve uluslararası ortak prodüksiyon kültürü nasıl güçlendirilebilir? Bu soruları cevaplamak, başka bir sektörü suçlamaktan çok daha ileri götürüyor.