İntertekstüalite tanımı, edebiyat kuramının hem en üretken hem de en tartışmalı kavramlarından birini çevreleyen terminolojik kargaşanın odak noktasıdır. Terimi 1966-1967 yıllarında Mikhail Bakhtin'in diyalojisite ve heteroglossia kavramlarından ilham alarak sistemleştiren Julia Kristeva, metni başka metinlerin alıntısı ve dönüşümü olarak tanımladı; bu anlayışta hiçbir metin kökensel değildir, her metin başka metinlerin yeniden yazımıdır. Kristeva'nın özgün formülasyonunda intertekstüalite, metin-özne ilişkisi bağlamında psikanalitik ve göstergebilimsel bir çerçeve içine yerleştirilmişti; bu çerçeve sıklıkla göz ardı edilerek kavram daha basit bir "metinlerarası alıntı" anlamına indirgenir. Kristeva için intertekstüalite, metnin anlamının başka metinlerle ilişkisinde kurulduğunu söylemekten öte, öznenin kendisinin de dil içinde intertekstüel biçimde oluştuğunu ima eder. Roland Barthes'ın intertekstüalite tartışmaya katkısı farklı bir vurgu taşır. Barthes, "Metnin Hazzı" ve "Yazarın Ölümü" gibi denemelerinde metni kültürel alıntıların anonim bir örgüsü olarak konumlandırdı. İntertekstüalite tanımı bağlamında Barthes için kaynak metin ile türev metin arasındaki hiyerarşi çöker; anlam, özgün bir niyete değil metinler arası ilişkilerin sonsuz oyununa bağlıdır. Bu yaklaşım Kristeva'nın daha yapısal çerçevesinden uzaklaşarak radikal bir anlam belirsizliğine kapı aralar. Kavramın pratik edebiyat analizine uygulanmasında bir ölçüm sorunu baş gösterir: her metin potansiyel olarak her başka metinle intertekstüel ilişki içindeyse, hangi ilişkiler analiz için seçilmelidir? Bu seçim ölçütünün yokluğu, intertekstüalite kavramının her şeyi kapsayan ama hiçbir şeyi açıklamayan bir etiket haline gelmesi riskini beraberinde getirir. Gérard Genette'in 1982 tarihli Palimpsestes çalışması bu riski sınırlamak için intertekstüaliteyi daha dar bir bağlamda yeniden tanımladı ve transtekstüalite çatı kavramı altında alt kategoriler önerdi: intertekstüalite (alıntı, atıf, pastiş), paratekstüalite (başlık, önsöz, ek), metatekstüalite (yorum ilişkisi), hipertekstüalite (dönüşüm) ve arşiteksüalite (tür aidiyeti). Bu tipoloji, intertekstüalitenin analitik keskinliğini koruyarak kullanımını yapısal bir çerçeveye oturttu. Güncel edebiyat eleştirisinde intertekstüalite tanımı tartışması, postkolonyal bağlamda yeni boyutlar kazandı: hangi intertekstüel ağların görünür sayıldığı ve hangi metinlerin bu ağların dışında tutulduğu, kanonik gücün ve kültürel hiyerarşinin kurgusuna ilişkin siyasi sorular olarak gündeme taşındı.