Konferans tercümanlığı deneyimime dair en canlı anım bir teknik arızayla başlıyor. O sabah İstanbul'daki bir otelin konferans salonundaydım; ilk uluslararası etkinliğimdi ve yüz elli kişilik salon doluydu. Kürsüye geçtim, mikrofonu test ettim, her şey yolundaydı. Konuşmacı başladığında sese geçiş yaptım. Tam ilk cümleyi tercüme etmeye başladığımda kulaklıktan bir çatırtı geldi, ardından sessizlik. Mikrofon arızası vermişti. Konferans tercümanlığı deneyiminde teknik aksaklık her zaman ihtimal dahilindeydi ama bunu gerçekten yaşamak başkaydı. İki saniye donadım. Salon fark etmişti, konuşmacı da bana bakıyordu. Sonra bir şey yaptım: oturduğum yerden sesimi yükselttim ve el işareti yaparak teknik ekibi çağırdım. Konuşmacıya 'bir dakika' anlamında elimle sinyal verdim. O sürede tercümanı kutusundan çıkıp salonun önüne geçtim ve sesli tercüme yapmaya başladım, mikrofonsuz, doğrudan. Üç dakika boyunca teknik ekip sorunu çözene kadar böyle devam ettim. Etkinlik sonunda organizatör yanıma geldi. 'Paniklemedinisin, etkilendik' dedi. Ben içimde hâlâ çarpıntıyla sallanıyordum. Bu deneyimden öğrendim: her etkinlik öncesi teknik kontrol listesi şart, yedek plan şart, ama en önemlisi zihinsel esneklik. Sahne tam sen hazır olmadığın anda seni sınıyor; o an ne yapacağın mesleki olgunluğunun gerçek göstergesi.