Dans yaralanması kişisel deneyimim, yıllarca görmezden geldiğim bir gerçeği bana bir anda yüzleştirdi. Yıllarca dans ettim. Beş yaşından yirmi altıma kadar kesintisiz. Bale, modern dans, latin. Dizlerim zaman zaman şikâyet etti. Ayak bileklerim bazen şişti. Ben bandaj sardım, antiinflamatuar içtim, devam ettim. Sahnede ağrı hissetmemek bir tür gurur gibi geliyordu. Yirmi altıda bir provada sol dizimde bir his oldu. Ani, keskin, daha önce duymadığım türden. Dans yaralanması kişisel deneyimimin dönüm noktasıydı bu an. Ortopediste gittim. MR çekildim. Menisküs yırtığı. Doktor ekledi: "Yıllarca birikerek gelmiş, bu ani değil." O cümle içimde bir yerde çarptı. Dans yaralanması kişisel deneyimimin gerçeği şuydu: Ani bir kaza değildi bu. Yıllarca bedenimden gelen sinyalleri kapatarak biriktirdiğim bir hasar. Operasyon oldum. Altı ay rehabilitasyon. Dans yaralanması kişisel deneyimimin en uzun sessizlik dönemiydi bu. Müzik duyduğumda hareket edemiyordum. Bu farklı bir acıydı. O altı ayda dans ile ilişkimi sorguladım. Dans benim için ne anlam taşıyordu? Yalnızca sahne mi, yoksa başka bir şey de miydi? Rehabilityasyon bitti. Dansa döndüm, ama farklı. Artık ısınma egzersizlerini atlamıyorum. Yorgunluk hissedince durup dinleniyorum. Dizlerime küçük bir nezaket gösteriyorum. Dans yaralanması kişisel deneyimim bana şunu öğretti: Beden, görmezden geldikçe daha yüksek sesle konuşur. Ağrıyı dinlemek zayıflık değil, uzun vadeli dans edebilmenin temelidir.