Matematik ispat deneyimim, yıllarca matematiği araçsal bir şekilde kullanan biri olarak benim için beklenmedik bir kapı açtı. Mühendislik okuyan biri olarak matematiği hep "hesap yapmak için" kullandım. Formül ezberle, uygula, sonuç al. İspat meselesini matematikçilere bıraktım. Analiz dersine girene kadar. Analiz dersinin ilk ödevinde basit bir ispat istendi: n tane ardışık pozitif tam sayının toplamının n(n+1)/2 olduğunu kanıtla. İndüksiyonla. Mathematik ispat deneyimine başladım: temel adımı yaptım (n=1 için doğru). Sonra varsayım adımı: n=k için doğru olduğunu varsay. Ardından n=k+1 için göster. Kağıtta işlemleri yazdım, her adımı gerekçelendirmeye çalıştım. Yarı yolda takıldım. Kağıt üzerinde işaret etmek istediğim şey "açık" görünüyordu ama yazıya dökmek zordu. Hangi adımı açıklıyor olmam gerekiyordu? Neyi saydığım sayılırdı? Birkaç girişimden sonra son adımın doğru çalıştığını gördüm. Sonuç çıktı. İspat tamamdı. Mathematik ispat deneyiminde o anki his şuydu: bir kule inşa etmiş gibi. Temel koydun, her taşı yerine yerleştirdin, kule durdu. Hesap yaparken bu hissi hiç almamıştım. Hesapta sonuç çıkıyor, tamam. İspatta ise her adımın neden doğru olduğunu kendin söyledin, ve başkaları da kabul etti. Bu deneyim matematiği benim için farklı bir şeye dönüştürdü. Sezgiyi kesinliğe çevirmek, şüpheden doğruluğa giden yolu inşa etmek, ispat buydu. Ve bir kez tadına varınca, "bunu nasıl anlarsam anlarım" demek yetmemeye başlıyor.