Afet gönüllülüğü deneyimim, hayatımın en ağır ve en anlamlı haftasıydı. Deprem haberlerini televizyonda izledim. Önce dondum. Sonra bir şey yaptım, gönüllü koordinasyon hattını aradım ve adımı yazdırdım. Afet gönüllülüğü deneyimi böyle başladı. Bölgeye vardığımda gördüklerimle kafam toplamak uzun sürdü. Yıkılmış binalar, çadırlar, insanlar. Ekip lideri bizi karşıladı, görev dağılımı yaptı. Bana lojistik düğümü verildi, gelen malzemeleri sınıflandırmak, dağıtım noktalarına iletmek. Afet gönüllülüğü deneyiminin ilk günü yorucu değildi, eziciydi. Sabah beşte başladık, gece on bire kadar devam ettik. O akşam uyku tulumuma girdiğimde beş dakikada uyumuşum. Üçüncü günde bir şey değişti. Rutin oturmuştu. Kim ne yapıyor, nerede duruyordu, nasıl iletişim kuruluyordu, hepsini öğrenmiştim. Afet gönüllülüğü deneyiminde bu adaptasyon kritik. İlk şoku aştıktan sonra gerçekten işe yarar bir parça olabiliyorsun. Beşinci günde bir aile yeniden inşa edilmiş çadırlarına taşındı. Çocuklar koştular. Anneleri bize döndü ve hiç konuşmadan eğdi başını. Afet gönüllülüğü deneyiminin o anında ne hissettiğimi tam anlatamam, ama içimde bir şey yerleşti. Yedinci günün sonunda ayrıldık. Trende eve giderken pencereden baktım. Bir hafta önceki ben farklıydı. Afet gönüllülüğü deneyimi bana kırılganlığı, direnci, insanların birlikte ne kadar çok şey yapabileceğini gösterdi. Eve döndüğümde günlük hayatın şikayetleri farklı geldi. Küçüldü.