Matematik problem çözme anı diye bir şey var. Saatler harcarsınız, hiçbir yere varamazsınız. Sonra tam bırakmak üzereyken bir şey yerli yerine oturur. Bunu ilk kez yaşadığımda ne olduğunu anlayamadım. Bir geometri problemi üzerinde çalışıyordum. Kanıtlamam gereken bir şey vardı ve her yolum tıkandı. Çizim yaptım, silip tekrar yaptım. Farklı teoremler denedim, birinin denk geleceğini umdum. Gelmedi. Umutsuzlukla defteri kapattım ve çıktım. Markete gittim, eve döndüm. Odama geçerken defteri gördüm ve açtım. O an gördüm. O kadar açık ki nasıl göremediğimi anlamak güçtü. Matematikte bu fenomen için özel bir açıklama var. Beyin bilinçdışı düzeyde sorun üzerinde çalışmaya devam ediyor. Dikkatinizi vermeseniz de işlem devam ediyor. Sonra bir bağlantı kurulduğunda, bu bilinçli düzeye sızıyor ve o "tık" sesi geliyor. Mathematik problem çözme anının ardından bu süreçle barışmayı öğrendim. Zorlandığımda "bir ara döneyim" yerine bilinçli olarak "bırakıyorum ama düşünmeye devam edeceksin" diyorum zihnime. Yürüyüşe çıkıyorum, başka bir şey yapıyorum. Çoğu zaman birkaç saat sonra, bazen ertesi sabah cevap çıkıyor. Bu sadece matematik için değil. Yazarken takılıyorum, bir adım geri çekiliyorum. Bir problemi çözemiyorum, oradan ayrılıyorum. Süreç tekrar ediyor. Matematik problem çözme anı aynı zamanda bana şunu da gösterdi: Çözümü bulamamak yetersizlik değil, sadece sürecin bitmediği anlamına geliyor. Sabır, soru sormak kadar değerli.