Algoritma çalışma süreci başta bana ezber gibi geldi. Bir soruya bakıyorsun, cevabı bilmiyorsun, cevabı okuyorsun, bir sonrakine geçiyorsun. İki ay boyunca böyle devam ettim. Ama bir türlü ilerleyemiyordum. Sonra bir şeyi fark ettim: soruyu okuyup hemen cevaba atlamak beyin kasını çalıştırmıyordu. Gerçek kazanım cevabı değil, problemi kendi başıma düşünmekti. Değişim şöyle başladı: her soruyu en az on beş dakika kendi kendime düşünmeye karar verdim. Yanlış yaklaşım bulursam bile tamam, ama düşünme sürecini kısa kesmemeye. Algoritma çalışma süreci bu kararla birlikte farklı bir boyut kazandı. İlk fark bir ay sonra görüldü. Daha önce hiç görmediğim bir soruyu okuyunca "Bu dizi problemi, dinamik programlama işe yarayabilir" diye düşünebiliyordum. Bunu bilinçli yapmıyordum, içgüdüsel geliyordu. Kalıpları tanımaya başlamıştım. Algoritma çalışma süreci boyunca en çok şeyi hatadan öğrendim. Çözümü yanlış yapınca ve doğru yaklaşımı gördüğümde "Neden bunu düşünemedim?" diye sormak yerine "Bir dahaki sefere bu kalıbı tanıyacağım" demeye başladım. Zihniyet değişimi buydu: cevabı bulmak değil, düşünme sürecini geliştirmek. Bir problemi çözemesem de onu nasıl parçalara ayıracağımı, hangi veri yapısını deneyeceğimi düşünebilmek, bu yeterli bir ilerleme. Açık arayüz tasarlamak, gereksiz karmaşıklıktan kaçınmak, bunlar da aslında algoritma zihniyetinin ürünleri. Çalışma sürecinde bunu geç fark ettim ama fark ettim.