Organik tarım destek programı deneyimim bir mahalle duyurusuyla başladı. Yerel bir kooperatif, küçük çiftçileri desteklemek amacıyla abonelik sistemi kurmuştu: her ay belirli bir tutar ödersin, karşılığında mevsim sebze-meyve kutusu kapına gelir. Kayıt oldum. İlk kutu geldiğinde heyecanlandım. İçinde ne var bilmiyordum; o belirsizlik de sistemin bir parçasıydı. Karpuz, taze nohut, yazlık kabak, birkaç demet otsu bitki. Bazı şeyleri nasıl kullanacağımı bilmiyordum; taze nohut salatası yapmayı o hafta öğrendim. Organik tarım destek programı deneyiminin beni en çok şaşırtan boyutu mutfak yaratıcılığımı zorlamasıydı. Süpermarkete gittiğimde ne yemek istiyorsam onu alıyordum. Kutu sistemiyle tam tersi oldu; kutu ne verdiyse onunla yemek yapıyordum. Bu kısıtlama başta can sıktı ama zamanla alışkanlık haline gelince tarif arayışları eğlenceli bir puzzle'a döndü. Üreticinin adını öğrendiğimde merak ettim. Kooperatif bize kısa üretici notları gönderiyordu: bu hafta Muğla'dan Ayşe Teyze'nin bahçesinden, bu ay yağış az oldu fiyat değişebilir. Bu küçük bilgiler yiyeceğimi alırken hiç hissetmediğim bir bağ kurdu benimle. Maddi açıdan değerlendirdiğimde organik tarım destek programı başta pahalı görünmüştü. Ama ay sonunda süpermarket faturasını karşılaştırdım; gereksiz alım azalmıştı, israf da. Net maliyet yakındı, bazen daha düşüktü. Bir yılın sonunda bu sistemi bırakmayı düşünmüyorum. Kutu günleri artık benim için küçük bir ritüele dönüştü; kapı çalınca heyecanla merak ediyorum içinde ne var. Bu basit heyecan, yemeğe baktığım açıyı değiştirdi.