Devlet tiyatrosu repertuvar meselesi, her sezon aynı tartışmayla gündeme geliyor: Yabancı klasikler programın büyük bölümünü kaplıyor, yerli oyun yazarları ise çevre kadrolarla yetiniyor ya da hiç yer bulamıyor. Devlet tiyatrosu repertuvar tercihlerinin arkasındaki mantık kısmen anlaşılır: Klasikler güvenli, bilinen, tartışmasız kültürel prestij kaynakları. Ibsen, Molière, Shakespeare, bunları sahnelemek izleyici kitlesiyle ilişkiyi sürdürüyor. Ama bu güvenli liman, yeni ve özgün üretim için alan bırakmıyor. Yerli oyun yazarları açısından devlet tiyatrosu repertuvarına girmek ciddi bir engel koşusu. Karar mekanizmaları şeffaf değil, seçim kriterleri belirsiz. Bazı yazarlar on yıllar boyunca devlet sahnelerinde yer bulamazken, bazı isimler sürekli geri çağrılıyor. Bu kısırdöngü, yerli dramaturjinin gelişimini sekteye uğratıyor. Bir de seyirci perspektifi var: Devlet tiyatrosu repertuvarında yerli çağdaş oyuna yer açmak, seyircinin kendi zamanını ve toplumunu sahnede görmesini sağlar. Bu deneyim, yabancı klasiklerin sunduğu kültürel kapıdan farklı ama bir o kadar değerli. Ne yapılabilir? Repertuvar belirleme sürecine bağımsız dramaturglar ve yazarlar dahil edilmeli. Her sezon için yerli eser kotası belirlenmeli. Genç yazarlara atölye ve ön-üretim desteği sunulmalı. Devlet tiyatrosu repertuvarı kamu kaynağıyla besleniyor. Kamu kaynağı, yerli yaratıcılığı da beslemelidir.