Aspendos tiyatrosu ziyareti benim için plansız geldi. Antalya'daydım, biri "gitmeli" dedi. Sabah erkenden yola çıktık. Girişten geçince tiyatroyu gördüm. Fotoğraflarda görmüştüm ama gerçeği farklıydı. Mermer basamaklar, yarım daire formu, arka duvarın ihtişamı. İki bin yıllık bir yapı önümde duruyordu. Aspendos tiyatrosu ziyaretinde basamaklara oturdum. Sahne aşağıda, ben yukarıdayım. Gözlerimi kapattım. İki bin yıl önce bu basamaklarda binlerce insan oturmuştu. Aynı sahneye bakıyordu. Aynı güneş altında, aynı havayı soluyorlardı. Bu düşünce beni bambaşka bir yere götürdü. Tarih kitaplarındaki soyut "antik dönem" yerine somut bir an. Bir insan, bir koltuk, bir sahne. O insanın ne hissettiğini bilmiyorum. Ama benim yerimde oturmuş olduğunu biliyorum. Aspendos tiyatrosu akustiği efsanedir. Bir rehber sahnede bir şey söyledi, üst sıralara kadar net geldi. Mikrofonlar, hoparlörler olmadan. Antik mühendislik. Bir saat oturdum. Turistler gelip geçti. Ben kalkamadım. Aspendos tiyatrosu ziyaretinin bana verdiği şeyi sözcüğe döküyorum: zaman sıkıştı. Sanki şimdi ile çok eski bir an arasındaki duvar kalktı. Bu hissi başka yerde yaşamadım. Türkiye'de bu kadar büyük ve bu kadar iyi korunmuş bir yapı olduğunu biliyordum, ama görmek farklı. Bazı yerler anlatılamaz, gidilmesi gerekir.