"Ben dile yetkim yok" cümlesi, yabancı dil öğrenme sürecinde en çok duyulan özür. Dil öğrenme yeteneği efsanesi, bu cümlenin neye dayandığını ve neden yanlış olduğunu sorgulamaya değer. Dil öğrenme yeteneğine ilişkin inanç, büyük ölçüde okul deneyimlerine dayanıyor. Dil öğrenme metotlarının yetersizliği, içerikle gerçek bağlantının kurulmaması ya da yanlış değerlendirme biçimleri, öğrencinin dili değil kendini başarısız zannetmesine yol açıyor. "Yetenek" ise bu deneyimin kolektif yorumu haline geliyor. Dil öğrenme yeteneği efsanesi, nörobiyoloji açısından da sorunlu. Tüm sağlıklı insanlar doğumda en az bir dili, bazen ikisini ya da üçünü çevreden absorbe ederek öğreniyor. Bu süreç "yetenek" gerektirmiyor; maruz kalma, süre ve bağlam gerektiriyor. Yetişkinlerde fonetik esneklik azalıyor ama anlam ve gramer edinme kapasitesi güçlü kalıyor. Yetenekten çok neyin belirleyici olduğuna bakıldığında tablo netleşiyor: Tutarlı pratik miktarı, içerikle gerçek temas kurma düzeyi, hata yapma konusundaki psikolojik güvenlik ve motivasyonun gücü. Bu faktörler kalıcı bir yetenek değil, değiştirilebilir değişkenler. Dil öğrenme yeteneği efsanesi aynı zamanda öğrenme yöntemlerini geliştirmek yerine bireyi suçlayan bir anlatı. "Ben yapamam" demek, hem kendi öğrenme sürecini kesmek hem de yöntemleri değiştirme ihtimalini kapatmak demek. Oysa pek çok kişi yetişkinlikte, yaşı ilerlemiş dönemde bile yabancı dil öğrendi, yetenek değil, yöntem ve ısrar sayesinde.