İkinci Dünya Savaşı Türkiye tarihi, Türk tarih yazımında ve kamuoyu bilincinde çoğunlukla savaş dışında kalmanın zaferi ya da ulusal bir denge politikasının başarısı olarak anlatılıyor. Bu anlatı hem meşru unsurlar içeriyor hem de ciddi boşluklar barındırıyor. Türkiye 1939-1945 arasında resmi olarak tarafsız bir ülkeydi ve bu tarafsızlık son yılın son aylarına kadar korundu. Coğrafi konumu, iki cephe arasında kalmış olması ve hem Mihver hem de Müttefik güçlerin baskısı altında denge kurması gerçek bir stratejik güçlük içeriyordu. Bu bağlamda tarafsızlık politikasını düz bir savaş kaçkınlığı olarak sunan yorumlar da analitik açıdan yetersiz. İkinci Dünya Savaşı Türkiye tarihi anlatısının en büyük boşluğu şu: savaş döneminin iç politikaları yeterince incelenmiyor. Varlık Vergisi 1942'de çıkarıldı; bu uygulama gayrimüslim vatandaşları orantısız biçimde etkileyen ve pek çoğunu çalışma kamplarına gönderen bir ekonomik politikaydı. Bu dönem, uluslararası konjonktürdeki tarafsızlık tartışmasının yanında çok daha az yer buluyor. Bir de ekonomik boyut var. Savaş yıllarında Türkiye hem Almanya'ya hem de Müttefiklere stratejik hammadde, özellikle krom, ihraç etti. Bu ticari ilişkilerin koşulları ve bunlardan kimlerin zenginleştiği meselesi, resmi tarih anlatısında nadiren derinlemesine ele alınıyor. İkinci Dünya Savaşı Türkiye tarihi tartışmasının yapıcı bir yönü şu olabilir: tarafsızlığı tek boyutlu değerlendirmek yerine hem uluslararası hem iç politika boyutlarıyla birlikte okumak. Bu okuma ne ulusal utanç üretmeyi amaçlıyor ne de varoluşsal bir savunmayı. Karmaşıklığa yer açmak, tarihin daha dürüst bir portresidir.