Lukacs roman teorisi, György Lukacs'ın 1916 tarihli çalışmasının hâlâ üretken biçimde tartışılan argümanlarını barındırıyor. Kitap felsefi bir soruya yanıt olarak doğdu: roman formu neden modern zamanların edebi formu olmaya devam ediyor? Lukacs'ın yanıtı epik geleneğiyle köklü bir karşıtlığa yaslanıyor. Epik için homojen dünya varsayımı merkezi. Homeros'un eserlerinde kahraman ve kozmos arasında bütünlük var; değerler sorunlanmamış, yaşam ve anlam uyumlu. Bu uyum epik dilin tonu, ritmi ve ölçüsünde kendini gösteriyor: her şey yerli yerinde, çatlak yok. Lukacs bu bütünlüğü nostaljiyle değil tanımsal olarak analiz ediyor. Lukacs roman teorisinde modern çağın bu bütünlüğü yitirdiği saptaması merkezi. Topluluk dağıldı, tanrılar gitti, birey kendi anlamını kendi üretmek zorunda. Bu yüzden roman formu bir arayışı, soruyu, içsel yolculuğu anlatmak zorunda. Epik kahramanın içsel çatışması yoktur, o, zaten neye inandığını biliyor, roman kahramanı ise anlamı aramaya çıkmış ve bulacağı garantisiz. Roman için "problematik bireyin" arayışı formülü bu argümanın özetidir. Problematik birey, dünyayla uyum içinde değil; öz ve dış gerçeklik arasında açılmış mesafeyle yaşıyor. Bu mesafe anlatı motoru. Yol ne zaman kapanır? İki uç var: kahraman ya içseli dışsalı fethederek bütünleştiriyor (Bildungsroman) ya da yol hiç kapanmıyor (trajikomik form). Lukacs roman teorisi Don Kişot'u prototip olarak kullanıyor. Don Kişot idealle gerçek arasındaki mesafeyi komikleştirip felsefileştiriyor; ideal var ama erişilmez, erişmek isteyen kahraman ise sürekli yanılıyor. Bu yapı hem modern dünyaya hem roman formuna özgü bir trajikomikliği somutlaştırıyor. Teorinin sonraki edebiyat kuramına etkisi tartışmalı. Bakhtin, Lukacs'ın romanı tek sesli (monolojik) bir form olarak okumasını eleştiriyor; romana özgü çok seslilik (heteroglossia, diyaloji) bu eleştirinin merkezinde. Roman çok sesin çatışması üzerinden anlam üretiyor, tekil bir özün arayışı üzerinden değil. Bu karşıtlık her iki teorinin birbirini daha keskin tanımlamasına yol açtı. Lukacs roman teorisi özellikle realist roman üzerine kuruluyor; bu kapsam sınırlaması açıkça modernist, avant-garde ya da postmodern deneysel biçimlerin nasıl konumlandırılacağını sorunlu kılıyor. Teorinin güçlü yanı tarihi ve ideolojik bir çerçeve sunması; sınırlılığı ise biçimsel çeşitliliği absorbe etmekte zorlanması.