İkinci el giysi alışveriş deneyimim bir zorunlulukla başladı. Yeni işime başlarken bütçem kısıktı, dolabım boştu. Arkadaşım "git bir eski eşya pazarına bak" dedi. Gittim, döndüm, değiştim. İlk günü hatırlıyorum. Çarşamba sabahı bir belediye pazarındaydım. Masalara serili kazaklar, montlar, pantolonlar. Bir kaos. Neye bakacağımı bilemedim. Bir kadın bana yardım etti: "Kalite bakmak istiyorsan dikiş yerlerine bak, yaka ve manşet dikişleri çift ise iyi, tek dikiş ise ucuz üretim." O günden sonra dikiş okumayı öğrendim. İkinci el giysi alışveriş deneyimi zamanla bir beceri haline geliyor. Aylar içinde şunu fark ettim: pahalı markaların ikinci eli, ucuz yeni ürünlerden daha uzun ömürlü. Bu basit bir gözlem ama gardırobumu tamamen değiştirdi. Artık bir ceket almak için beş kez satın almak yerine bir kez, kaliteli, ikinci el alıyorum. Gardırobum nasıl dönüştü? Renk paletim sakinleşti. Çünkü ikinci elde trend renkler yerine klasik renkler kalıyor: lacivert, krem, haki, bordo. Bu renkler birbirleriyle uyuşuyor. Şimdi yirmi parça giysim var, hepsini hepsine giyebiliyorum. Eskiden elli parça vardı, çoğunun üçte biriyle bir araya getirecek şey bulamıyordum. En büyük öğrenimim: beden deneme şart. İkinci el dikiş makinelerden çıktığında bedenleri biraz farklıydı, kılavuz ölçekler de değişmiş zaman içinde. Bir L, bir başkasında M gibi. O yüzden pazar veya butik ne olursa olsun giyip bakmadan almıyorum. Pahalı olacak sandığım bu dönüşüm aslında tasarruf getirdi. İlk altı ayda giysi harcaması önceki altı aya kıyasla yüzde elli düştü. İkinci el giysi alışveriş deneyimi benim için artık sadece para meselesi değil; ne giydiğimi, neden giydiğimi düşünmek meselesi.