Yaşlılar evi gönüllülüğüne başlamadan önce 'ne yapacağım orada?' diye düşündüm. Oynamak, konuşmak, bir şeyler yapmak mı? Gittiğimde anladım: çoğunlukla sadece orada olmak gerekiyordu. Yaşlılar evi gönüllülüğüne ilk gittiğim hafta bir hanımla tanıştım. Seksen dördünde, net konuşuyor ama hareket edemiyordu. Saatlerce anlattı, gençliğini, çocuklarını, şehrin eski halini. Ben dinledim. 'Hiç kimse bu kadar dinlemiyordu' dedi giderken. Bu cümle beni ikinci haftaya da götürdü. Yaşlılar evi gönüllülüğünde zamanın başka aktığını fark ettim. Dışarıda dakikalar değerli, burada saatler yavaş. Bir saatin içinde o saatin tamamı yaşanıyor, ne geçmişe ne geleceğe bakılıyor, sadece o anın konuşması var. Bu yavaşlık bana bir şeyler öğretti. Bir gün gittim, geçen hafta tanıştığım biri yoktu. 'Nerede?' diye sorduğumda geçmişti. Bu beklenmedik kayıp çok sarsıcı hissettirdi. Yaşlılar evi gönüllülüğünde zamanın değerini hem teoride hem pratikte öğreniyorsunuz, her ziyaret her anlamda son da olabilir. Ay lar geçti, hâlâ gidiyorum. Artık o saatleri bekliyor olduğumu fark ettim. Dışarının gürültüsünden çok farklı bir yerde, o odaların sessizliği, o anlatıların zenginliği. Yaşlılar evi gönüllülüğü bana zamanın değerini hesap makinesiyle değil kalpte ölçmeyi öğretti.