Tiyatroda dublör deneyimi yaşamak listeme girmemişti. Ben koro oyuncusuydum, iki küçük sahnede repliğim vardı. Gösteriden iki gün önce asıl oyuncu hastalandı ve yönetmen bana döndü. Tiyatroda dublör olmak, rolü hazır olmadan üstlenmek demek. Ben metni bilmiyordum. İki günde ezberlemem gerekiyordu; ana oyuncu yatakta, kılavuz Sözlük kitabı gibi elinde. Sırt sırta oturduk, ben tekrarladım, o düzeltti. Gösteri günü sahnede tiyatroda dublör olarak durmanın en tuhaf duygusu sahneyi tanımak ama rolü bilmemek. Dekor tanıdık, ışık pozisyonları tanıdık, ama sözler hâlâ belirsizdi. El kitabım prompter'dı; seyirci göremez ama benim için oradaydı. O gece iki repliği karıştırdım. Küçük bir duraksamayla geçiştirdim. Seyirci fark etmedi. Ekip fark etti ama kimse bir şey demedi; sonra teşekkür ettiler. Tiyatroda dublör deneyimi bana şunu verdi: baskı altında nasıl çalışabileceğimi gördüm. 'Hazır olmadığımda ne olur?' sorusunun cevabını yaşayarak buldum. Cevap: 'Daha az mükemmel ama var olursun.' Bu, sahne hayatının en kıymetli öğretilerinden biri. O gece asıl oyuncuya mesaj attım. 'Senin sahnelerini oynadım, kolay değilmiş' dedim. 'Biliyorum' dedi, güldü.