Yabancı dil öğrenmek isteyenler genellikle iki soruyla başlar: Nereden başlayacağım ve ne kadar sürer? İkinci sorunun cevabı büyük ölçüde birincisine ve öğrenme yöntemine bağlı. Yabancı dil öğrenme araştırmalarına bakan dil bilimciler ve eğitimciler, bazı ortak bulgular üzerinde hemfikir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Yoğunluk, süre kadar önemli. Haftada bir kez ders almak yerine her gün 20 dakika çalışmak, yabancı dil öğrenme sürecinde çok daha hızlı ilerleme sağlıyor. Beyin, düzenli maruziyete tepki veriyor; aralıklı ve seyrek çalışmada ise her seferinde biraz unutuluyor, tekrar başlanıyor. Anlamlı girdi şart. "Comprehensible input" denen bu kavram, dilin neredeyse anlayabildiğiniz ama tam olarak değil, biraz zorlu materyaller aracılığıyla en etkili biçimde öğrenildiğini söylüyor. Çok basit içerikler sizi oyalamaz; çok zor içerikler ise yabancı dil öğrenme motivasyonunu kırar. Konuşma pratiği ertelenme. Çoğu insan yabancı dilde "hazır hissedene kadar" konuşmayı erteler. Ama dil bilimciler konuşma pratiğinin başından itibaren başlaması gerektiğini vurguluyor. Hata yapmak, dilin içselleşmesi için kaçınılmaz bir adım. Bağlam içinde öğrenilen kelimeler kalıcıdır. Kelime listeleri ezberleme, yabancı dil öğrenmede verimliliği düşük yöntemler arasında. Aynı kelimeleri birden fazla bağlamda görmek, duymak ve kullanmak çok daha güçlü bir iz bırakıyor. Ana dil etkisi kaçınılmaz ama aşılabilir. Ana diliniz yabancı dil öğrenme sürecinizi etkiler; bazı yapılar veya sesler zorlayıcı gelir. Bunu bilerek çalışmak, zorlu noktaları daha hedefe yönelik ele almanıza olanak tanır. Hedef dili günlük hayata dahil etmek. Diziyi o dilde izlemek, müziği o dilde dinlemek, seyahat planını o dilde yapmak, yabancı dil öğrenme sürecini yaşam içine yerleştirmek, ilerlemeyi hızlandırıyor. Her yöntem herkese uymaz. Ama yukarıdaki bulgular, yabancı dil öğrenmede tutarlı, maruziyete dayalı ve konuşma ağırlıklı bir yaklaşımın diğerlerine kıyasla çok daha hızlı sonuç verdiğine işaret ediyor.