Tiyatro atölyesine ilk gittiğimde otuz iki yaşındaydım. Odaya girdiğimde çoğunluğun üniversite öğrencisi olduğunu gördüm. 'Geç mi kaldım?' sorusu kafamı devirdi. Tiyatro atölyesinin ilk günü beden egzersizleriyle geçti. Sesimizi kullanmak, bedenimizi ısıtmak, gruba alışmak. Bu egzersizler bana garip geldi; profesyonel ortamlarda bunları yapmazdım. Ama rahatlık yarattı. Savunmalar düştü. O tiyatro atölyesinde öğrendiğim teknikler akademik değildi, pratikti. 'Partneri dinlemek', 'anın içinde kalmak', 'kontrolü bırakmak'... Bunlar hayat becerileri de aynı zamanda. Geç kalmış mıydım? Hem evet hem hayır. Tiyatronun teknik boyutunda daha genç başlasaydım bazı refleksler daha kolay kazanılırdı. Ama tiyatro atölyesinde deneyim getirdiğinizde o deneyim karakterlere derinlik katıyor. Otuz iki yaşındaki ben yirmi yaşındaki ben'in anlayamayacağı şeyleri sahnede ifade edebiliyorum. En çok üzüldüğüm şey zaman kaybı değil, o atölyede birbirimize verdiğimiz şeyleri daha önce veremedim biri olarak almak. Grup dinamiği öğretiyor; ne kadar erken girerseniz o kadar fazla alırsınız. Tiyatro atölyesi için 'geç kaldım' diyenler yanılıyor. Sadece geç başlıyorsunuz, bitmiyor.