İlk sahne deneyimim beklenmedik biçimde başladı. Altı ay prova yaptım, metni ezberlemiştim, kostümüm hazırdı. Ama perde açıldığı an içimdeki o sesi tanımamıştım: kalp atışlarımın sesini. Sahne ışıkları yüzüme vurduğunda seyircileri göremedim, silüetler gördüm. İlk sahne deneyimimin en tuhaf yanı buydu: aslında yalnızdınız, karşınızda belirsiz bir kalabalık vardı. Bu beni rahatlatmak yerine daha çok donaklaştırdı. İlk cümleyi söylediğimde ses benden çıkmadı gibi geldi. Kulağıma yabancıydı. Sonra arkadaşımın sesi duyuldu, repliğini verdi ve bir şey değişti. Karşılıklı oyun başladı, sahne canlandı, ben de canlandım. İlk sahne deneyiminden öğrendiğim en büyük şey: provalar sizi hazırlar ama sahnede yeni bir şey olur. Seyircinin nefesi, ışıkların sıcaklığı, kendi sesi... Bunlar provalarda yoktur. Oyun bitti, perde kapandı. Alkış başladı. O ses şimdiye kadar duymadığım en güzel sesti. Yorgunluk, korku, titreyiş anında eridi. Şimdi sahne korkusundan bahseden arkadaşlarıma şunu söylüyorum: o korku geçiyor, alkış kalıyor. İlk sahne deneyimi ne kadar zorlu olursa olsun, ikincisi için yeter.