Not tutma uygulaması deneyimim bir hayal kırıklığı zincirinden ibaretti aslında. İlk uygulamayı altı ay kullandım, hiyerarşik klasörler, etiketler, arama fonksiyonu. Harika görünüyordu kağıt üzerinde. Ama zamanla not defterim bir arşive dönüştü. Her notu mükemmel kategorize etmeye çalışırken, asıl düşüncelerimi kaybetmeye başladım. İkinci uygulamaya geçtim. Bu sefer daha minimalist bir yaklaşım, sadece düz metin, tarihle ayrılmış notlar. Not tutma uygulaması deneyimimin ikinci bölümü daha iyiydi. Sürtünme azalmıştı, bir şey yazmak istediğimde birkaç saniyede not açabiliyordum. Ama cihazlar arasında senkronizasyon sorunları çıktı. Ofiste yazdığım notu evde göremedim. Birkaç kez bu yüzden önemli bir düşüncemi kaybettim. Üçüncü uygulama grafik açıdan en şıkıydı. Bağlantılı notlar, iki yönlü linkler, bilgi grafiği. İlk iki hafta bunu kurmak için saatler harcadım. Sonra fark ettim ki sistemi yönetmek, not almaktan daha fazla zaman alıyordu. Eklenti kuruyorum, şablon ayarlıyorum, tema seçiyorum, ama yazmıyorum. Bir gece masama otururken çekmecede duran eski bir defter gördüm. Bir sayfa açtım, kalem aldım ve yazmaya başladım. On beş dakika boyunca duraksız yazdım. Üç farklı not tutma uygulaması deneyimim boyunca hiç bu kadar akıcı yazmamıştım. Kağıdın farkı şuydu: Mükemmel olmak zorunda değildi. Çizebiliyordum, okları birbirine bağlayabiliyordum, kenar boşluklarına not düşebiliyordum. Sil tuşu yoktu, bu yüzden her yazdığım şeyin üstünde durmadan ilerliyordum. Not tutma uygulaması deneyimlerimin hiçbirinde bu serbestliği bulamadım. Şimdi bir deftere yazıyorum, önemli şeyleri telefona da not ediyorum. İkisi birlikte çalışıyor, ama ruhum kağıtta.