İlk çalışan deneyimim, her şeyi kitabına göre yaparak başladı, ya da öyle zannetmiştim. İş ilanı yazdım, mülakatlar yaptım, referans kontrolü yaptım. Birini seçtim, teklif verdim, kabul etti. Her şey yolundaydı. İlk çalışan deneyiminin ilk üç ayı, sahte bir rahatlıkla geçti. Yeni biri gelmişti, bir şeyler yürüyordu, "oluyor" hissediyordum. Ama dördüncü ayda işler farklılaştı. Deadline'ları kaçırıyordu, düzenli olarak. Bir kez, iki kez, tamam saydım. Üçüncüde konuştum. Dinledi, anladı dedi. Değişmedi. Konuştum yine. Yine aynı. İlk çalışan deneyiminde en çok zorlandığım yer şuydu: Ben de hata yapıyor muydum? Görev tanımı yeterince net miydi? Beklentilerimi net aktardım mı? Sorumluluğun bir kısmının bende olduğunu sorgulamak, gözden geçirme yapma açısından gerekli ama karar vermeyi de zorlaştırıyordu. Bir noktada şunu kabul ettim: Düzeltemediğim bir şey vardı. Ve düzelmeyen bir durumu uzatmak, ikimize de zarar veriyordu. Çıkarma kararı aldım. O konuşma, hayatımın en zor mesleki anlarından biriydi. Yüzündeki ifade, tonlaması, bunlar aklımdan çıkmadı haftalarca. İlk çalışan deneyimi bana şunu öğretti: İşe alırken gösterdiğin titizliği, ilişkiyi yönetirken de göstermelisin. Erken sinyal geldiğinde erken konuşmak, hem insanca hem de akıllıca.