Descartes cogito analitik felsefe çerçevesinde ele alındığında, on yedinci yüzyılın en etkili epistemolojik argümanının nasıl yeniden biçimlendirildiği ve bu süreçte ne tür kavramsal sorunların gün yüzüne çıktığı görülür. Analitik felsefenin dil ve mantık yönelimi, Meditationes'in Latince metni üzerine farklı sorular sorar. Descartes cogito argümanı en yalın biçimiyle şöyledir: Her şeyden şüphe edilebilse de şüphe eden varlık bu eylemiyle kendi varlığını zaten kanıtlamaktadır. "Cogito ergo sum", düşünüyorum, öyleyse varım. Analitik filozofların bu argümana yönelttiği ilk soru, yapısıyla ilgilidir: Bu bir çıkarım mıdır (cogito → ergo → sum), yoksa anlık bir sezgisel kesinlik midir? Eğer çıkarımsal ise, çıkarım için kullanılan ilkelerin kendileri nasıl temellendirilebilir? Gilbert Ryle ve daha sonra Bernard Williams, birinci tekil şahıs kullanımına odaklanarak cogito'nun dil felsefesi açısından ayrıcalıklı bir yapı sergilediğini belirtmiştir. "Düşünüyorum" önermesi performatif bir özellik taşır; söylenmesi onun doğruluğunu garanti eder ("Şu an var olmuyorum" söylenebilecek bir önerme değildir). Bu çözümleme Descartes cogito analitik felsefe kesişiminde epistemoloji ile dil felsefesini bir araya getirir. Ludwig Wittgenstein'ın Kesinlik Üzerine (Über Gewissheit) adlı eserinde cogito geleneğine dolaylı bir eleştiri bulunur. Wittgenstein, köklü önermelerin (hinge propositions) şüphenin dışında durduğunu savunur; ancak bu dışarıda durma, onların epistemik statüsünü netleştirmek yerine şüphe pratiğinin önkoşulunu oluşturduklarını ortaya koyar. Cogito'nun sağlamlığı, böyle bir çerçevede Kartezyen temellendirme projesiyle değil, dil oyunlarına katılımla ilişkilenir. Self-bilgi sorunuyla kesişen bir başka analitik okuma, Descartes'ın zihin kavramına yönelik eleştirilerle gelişir. Ryle'ın "makinedeki hayalet" (ghost in the machine) metaforu, Kartezyen töz düalizmini; zihin ve beden arasındaki radikal ayrılığı felsefi bir kategori hatası olarak tanımlar. Analitik zihin felsefesi, bu eleştiriyi fizikalist ve fonksiyonalist alternatiflerle besleyerek Descartes'ın cogito'dan türettiği töz kavramını giderek daha zorlayıcı koşullara tabi kılmıştır. Bununla birlikte cogito, analitik felsefenin argüman çözümleme metodolojisi için bir ölçüt işlevi de görmektedir. Saul Kripke ve David Chalmers gibi filozoflar, birinci tekil şahıs perspektifini modalite ve bilinç tartışmalarında yeniden konumlandırmıştır. Chalmers'ın zor bilinç problemi (hard problem of consciousness), bir ölçüde Kartezyen deneyim özneliğinin çözümsüz kaldığı noktayı yeniden keşfeden bir projeye benzetilebilir. Descartes cogito analitik felsefe etkileşiminin en verimli sonuçlarından biri, epistemic privilege ve introspection güvenilirliği tartışmalarıdır. Zihne özel erişim iddiasının ne ölçüde geçerli olduğu, hatırlama yanılgıları, bilinçdışı motivasyon ve nörobilimsel verilerin klasik iç gözlem modelini zorlaması, bu tartışma alanını felsefede merkezi konuma taşımaya devam etmektedir.