1953 yılının Şubat ayında, Cambridge'deki Cavendish Laboratuvarı'nda iki genç araştırmacı karton ve tel parçalarından bir model kuruyordu. Model, o zamana kadar kimsenin tam olarak çözemediği bir bulmacayı temsil ediyordu: DNA'nın çift sarmal yapısı nasıldı? Francis Crick ve James Watson, yakında tarihin seyrini değiştirecek bir şeyin eşiğindeydiler. Ancak bu hikâyenin yalnızca onlarla başlatılması haksız olur. DNA çift sarmal keşfi aslında farklı laboratuvarlardaki yılların birikimiydi. Rosalind Franklin adında bir kadın bilim insanı, Londra'da X-ışını kırınımı adı verilen bir teknikle DNA'nın fotoğraflarını çekiyordu. Bu fotoğrafların en netlerinden biri, tarihte "51 No'lu Fotoğraf" olarak anılır, DNA'nın sarmal yapıya sahip olduğuna dair güçlü kanıtlar içeriyordu. Franklin'in izni alınmadan bu fotoğraf Watson'a gösterildi. Watson ilerleyen yıllarda o fotoğrafın kendisine ne kadar ışık tuttuğunu kabul etti. DNA çift sarmal keşfinin matematiksel temelleri ise Erwin Chargaff'ın kimya çalışmalarından geldi. Chargaff, DNA'daki baz miktarlarını ölçmüş ve tuhaf bir denge fark etmişti: adenin miktarı her zaman timine, guanin miktarı ise her zaman sitozine eşitti. Neden? Bunu anlayan yoktu, ta ki Watson ve Crick baz çiftlerini modellerine yerleştirinceye kadar. Nisan 1953'te "Nature" dergisinde yayımlanan tek sayfalık makale, moleküler biyolojinin doğum belgesi oldu. DNA çift sarmal yapısı iki sarmal zincirin birbirinin etrafında döndüğünü ve bu zincirlerin baz çiftleri aracılığıyla bağlandığını ortaya koyuyordu. En önemlisi, çift sarmallı yapı kendi kendini kopyalamanın mekanizmasını da açıklıyordu: her iki zincir ayrıldığında her biri diğerini yeniden oluşturmak için şablon görevi görürdü. Bu keşif biyoloji için ne anlama geldi? Her şey değişti. Artık kalıtımın nasıl çalıştığı, özelliklerin nesilden nesile nasıl aktarıldığı, hücrelerin nasıl çoğaldığı anlaşılabilirdi. DNA çift sarmal keşfi genetiği soyut bir kavramlar bütününden somut bir kimyasal mekanizmaya dönüştürdü. Sonraki on yıllarda bu keşfin üzerine inşa edilen bilgi inanılmaz hız kazandı. Genetik kod çözüldü, mutasyonların nasıl meydana geldiği anlaşıldı, kanser araştırmaları yeni bir boyut kazandı. İnsan genomunun tamamının haritası çıkarıldı. Bugün suç mahallinden elde edilen tek bir hücreyle kişi tespiti yapılabiliyor, kalıtsal hastalıklar doğumdan önce saptanabiliyor, bunların hepsi DNA çift sarmal yapısının anlaşılmasıyla başladı. Crick ve Watson 1962'de Nobel Ödülü aldı. Rosalind Franklin ise 1958'de hayatını kaybetti ve Nobel yalnızca yaşayanlara verildiğinden ödüle dahil edilemedi. Bilim tarihinin en tartışmalı sayfalarından biri olarak kaldı. Ama şunu söylemek gerekir: DNA çift sarmal keşfi, tek bir dehanın "aha!" anıyla değil, farklı laboratuvarlarda biriken veriler, rekabet, işbirliği ve zaman zaman etik sınırların gerilmesiyle ortaya çıktı. Bilim böyle çalışır, düzenli ve adil değil, ama nihayetinde doğruya ulaşan.