Boğaz kıyısı yapılaşma silüet meselesi, onlarca yıldır konuşulmakta ama somut bir çözüme kavuşturulamamaktadır. Her yeni proje tartışma açar; tartışma dindiğinde bir sonraki yapı için zemin hazırlanmış olur. Boğaz kıyısı yapılaşma silüeti üzerindeki baskı, yalnızca tek tek yapıların hatasından kaynaklanmamaktadır. Asıl sorun, kümülatif etkidir. Her biri ayrı ayrı yasalara uygun olan onlarca yapı, bir araya geldiğinde tarihi silüeti tanınmaz hale getirmektedir. Bu tür etkiyi yakalamak için tek tek proje incelemesi yeterli değildir; kentsel tasarım planlaması gereklidir. Sorunun bir boyutu da koruma kararlarının tutarsızlığıdır. Bazı yapılar yıkılmış, bazıları durdurulmuş; ancak benzer özellikteki başka projeler ise onay almaya devam etmiştir. Hukuksal belirsizlik, koruma ilkelerinin kurumsal bir kararlılığa dönüşmediğini göstermektedir. Kıyı silüeti, turizm geliri, kentsel kimlik ve kültürel miras açısından hesaplanamayacak bir ekonomik değer taşımaktadır. Bu değerin tahribatı yalnızca estetik bir kayıp değil, aynı zamanda geri dönüşü olmayan bir ekonomik zarardır. Yapılması gereken, silüet koruma alanının sınırlarını ve içindeki yapı koşullarını kesin hukuki çerçeveye oturtmaktır. Bu çerçevenin yönetimsel değil yasal nitelik taşıması, siyasi baskıya karşı direncini artıracaktır. Boğaz bir kent aksesuar değil; uluslararası mirastır ve bu şekilde yönetilmelidir.