Çalışma dünyasının en tartışmalı deneylerinden biri olan dört günlük çalışma haftası, küresel ölçekte yürütülen pilot uygulamalardan elde edilen verilerle yeniden gündemin merkezine oturdu. İngiltere, İzlanda ve Japonya'da gerçekleştirilen deneyleri harmanlayan kapsamlı bir analiz, dört günlük çalışma haftası modelini benimseyen işyerlerinin yüzde doksan birinde verimlilik göstergelerinin korunduğunu ya da yükseldiğini ortaya koydu. Dört günlük çalışma haftası uygulamasında haftalık çalışma süresi değişmiyor; sadece aynı iş yükü dört güne sıkıştırılıyor. Araştırmalar, bu düzenlemenin çalışanlarda daha güçlü bir odak ve etkin zaman kullanımı alışkanlığı geliştirdiğine işaret ediyor. Gereksiz toplantılar ve verimsiz rutinler budandığında, haftalık kazanımların seksenlik formata sığdırılabildiği gözlemlendi. Dört günlük çalışma haftası modelinin çalışan refahına yansımaları da belgelenmiş durumda. Tükenmişlik düzeyleri, hastalık izni kullanımı ve iş değişim niyetindeki düşüş, katılımcı şirketlerin büyük çoğunluğunda raporlandı. Daha uzun bir hafta sonu, ailevi yükümlülüklerin daha kolay dengelenmesine ve kişisel ilgi alanlarına zaman ayrılmasına olanak tanıdı. Türkiye'de dört günlük çalışma haftası henüz deneme aşamasında olan, tekil şirketlerin inisiyatifiyle sınırlı bir uygulama. Hukuki düzlemde standart çalışma haftasını yeniden düzenleyen bir mevzuat değişikliği bulunmuyor. İnsan kaynakları uzmanları, bu modelin kademeli biçimde benimsenmesinin önündeki en büyük engelin kültürel beklentiler ve müşteri hizmet saatleri uyumu olduğunu ifade ediyor. Sektöre göre uygulama esnekliği de tartışmanın odağında. Sağlık, güvenlik ve üretim gibi sürekli operasyon gerektiren alanlarda dört günlük çalışma haftasının nasıl uygulanacağı ayrı bir planlama süreci gerektiriyor.