Duvarları ve kapıları kaldırın, herkes birbirini görsün, spontan iletişim artsın, iş birliği yeşersin. Açık büro iletişim vaadiyle satıldı. Ama araştırmalar bu vaadin büyük ölçüde tutulmadığını gösteriyor. Harvard Business School'da yapılan kapsamlı bir çalışma, açık bürolara geçildiğinde yüz yüze etkileşimin yüzde yetmiş azaldığını ve bunun yerine e-posta ve mesajlaşmanın arttığını buldu. İnsanlar, sürekli izlenme ve kesintiye uğrama hissini azaltmak için kulaklık takıyor, kameraya sırtını dönüyor, fiziksel olarak geri çekiliyor. Açık büro iletişim hedefi, insanları tam tersi bir davranışa itiyor. Derin çalışma ve odaklanma boyutuna bakmak da gerekiyor. Yüksek bilişsel çaba gerektiren görevler, yazma, analiz, kodlama, tasarım, sessiz ve kesintisiz ortamlarda çok daha iyi yürüyor. Açık büroların neredeyse kaçınılmaz unsuru olan arka plan gürültüsü ve kasıtsız dikkat dağıtıcılar, bu tür görevler için zararlı. Açık büro iletişim tartışmasını sadece verimlilik açısından ele almak da yanlış olur. Gizlilik meselesi de gerçek: Telefon konuşmaları, performans görüşmeleri, kişisel durumlar, bunlar herkese açık bir mekanda yönetilmesi zor konular. Bu durum hem çalışanın psikolojik güvenliğini hem de hassas bilgilerin korunmasını etkiliyor. Açık büroların tamamen yanlış olduğunu söylemek değil bu. Belirli ekip dinamiklerinde ve çalışma türlerinde fayda sağlayabilir. Sorun, tek tip bir çözüm olarak uygulanmasında ve bunun iletişimi artırdığı iddiasının verilerle desteklenmiyor olmasında.