Mesleki eğitim değersizleştirilmesi, Türkiye'nin eğitim sisteminde hem ekonomik hem sosyal açıdan ciddi bir sorun oluşturuyor. Ve bu sorunun kökleri, mesleki eğitime toplumsal bakışımızın derinlerine uzanıyor. "İyi bir insan üniversite okur." Bu inanç, hem aileler hem de kurumsal tercihler üzerinde belirleyici bir güce sahip. Üniversite diploması bir statü işareti hâline gelmiş; mesleki eğitim ise çoğunlukla başarısızlık veya ikinci sınıf tercih olarak algılanıyor. Mesleki eğitim değersizleştirilmesini birkaç boyutuyla ele almak gerekiyor. Birincilik sorunu: İşgücü piyasasıyla uyumsuzluk. Üniversite mezunlarının önemli bir bölümü, eğitim aldıkları alanda iş bulamıyor ya da mesleki eğitim gerektiren alanlarda çalışmak zorunda kalıyor. Öte yandan nitelikli usta, teknisyen, sağlık teknikeri gibi alanlarda ciddi işgücü açığı var. Bu uyumsuzluk, hem bireysel hem toplumsal düzeyde kaynakların yanlış tahsisine yol açıyor. İkinci sorun: Statü hiyerarşisi. Toplumsal baskı, pek çok öğrenciyi ilgi duymadıkları ya da başarılı olmadıkları üniversite programlarına zorluyor. Bu çocuklar, gerçek yeteneklerini ve ilgilerini keşfedebilecekleri mesleki alanlara yönelmek yerine, statü için anlamsız bir eğitim sürecine dahil ediliyor. Üçüncü sorun: Mesleki eğitimin kalitesizliği kısır döngüsü. Mesleki eğitim değer görmediği için nitelikli öğrenciler bu alanlara yönlendirilmiyor; bu da mesleki eğitimin kalitesini düşürüyor. Düşük kalite, değersizleşmeyi pekiştiriyor. Bu kısır döngüyü kırmak için hem algısal hem yapısal değişim gerekiyor. Dördüncü sorun: Avrupa ile karşılaştırma. Almanya, Avusturya, İsviçre gibi ülkelerde çift yapılı mesleki eğitim sistemi hem saygın hem ekonomik açıdan verimlidir. Bu ülkelerde meslek eğitimi almak kariyer felaketi değil, sağlam bir gelecek inşası olarak görülür. Bu farkın altında hem kurum tasarımı hem toplumsal algı yatıyor. Mesleki eğitim değersizleştirilmesi, hem bireylere hem ekonomiye hem de toplumsal uyuma zarar veriyor. Her çocuğun farklı yeteneklere sahip olduğunu ve bu yeteneklerin hepsinin değerli olduğunu kabul eden bir eğitim kültürü, üniversite odaklı statü anlayışından çok daha sağlıklı bir temel sunar.