30 gün boyunca bileğimden hiç çıkarmadım. Akıllı saat deneyimi hakkında pek çok şey okumuştum ama asıl dönüşümü yaşamak için kullanmak gerekiyordu. İlk hafta her bildirimi kontrol etmek için elimden gelen her an bileğime baktım. Telefona uzanma alışkanlığı beklenmedik bir şekilde azaldı. Mesajı ya da aramayı bilek ekranında görüp önemli olmadığına karar verince telefona hiç dokunmama gerek kalmadı. Bu küçük değişiklik, günde onlarca kez dikkatimi bölüyor olan bir hareketi ortadan kaldırdı. İkinci haftada uyku takibini ciddiye almaya başladım. Sabah uyandığımda "bu gece ne kadar derin uyumuşum?" diye bakmak tuhaf bir alışkanlığa dönüştü. Verilerin her zaman doğru olmadığını biliyorum, bir kol hareketi yapay uyandırma sayılabiliyor, ama genel eğilimi görmek yeterince değerliydi. Üçüncü haftada adım sayısı ve kalp atışı takibi hayatıma girdi. Gün içinde ne kadar az hareket ettiğimi grafikte görünce masa başında saatlerce hareketsiz kaldığımı fark ettim. Akıllı saat deneyiminin en beklenmedik faydası buydu: veriler bir ayna gibi davranışlarınızı gösteriyor. Dördüncü haftaya gelindiğinde bazı gerçekler de su yüzüne çıktı. Batarya her gece şarj etmeyi gerektiriyor, bu da uyku takibini bazen sekteye uğratıyor. Bazı bildirimlerin bileğimde görünmesine gerek yoktu, uygulamaları filtrelemek zaman aldı. Navigasyon ve hızlı yanıtlar işe yarıyor, ancak her işlev için telefona yine de ihtiyacınız var. Neticesinde akıllı saat deneyimi beklediğimden farklıydı, ne mucizevi ne de gereksiz. Telefonu daha az ellemek ve kendi vücuduma dair daha fazla veri görmek için pratik bir araç.