Yapay zeka araçlarıyla üretilen müzik eserlerinin telif hakkı sahipliği, birden fazla ülkenin yargı ve yasama gündemine aynı anda taşındı. Farklı hukuk sistemlerinin konuya farklı yanıtlar üretmesi, küresel ölçekte tutarsız bir yasal tablo ortaya çıkarıyor. Yapay zeka müzik telif hakkı konusundaki temel anlaşmazlık, eserin kimin ya da neyin yaratıcısı sayılacağı sorusunda düğümleniyor. Mevcut telif hakkı rejimleri genel olarak yaratıcılığı insan zihnine atfediyor; bu durumda yapay zeka tarafından özerk biçimde üretilen bir beste için hak sahibi belirlemek hukuken güçleşiyor. İnsan kullanıcının süreci yönlendirdiği durumlarda ise katkının hangi eşiği aştığında telif koruması doğurduğu henüz net değil. Bir grup müzisyen ve söz yazarı, üretici yapay zeka sistemlerinin eğitim verisi olarak ücret ödenmeksizin bestelerini kullandığını öne sürerek hukuki girişimlerini sürdürüyor. Yapay zeka müzik telif hakkı davalarında öne çıkan argümanlardan biri, modelin çıktısının eğitimde kullanılan eserlerle yapısal benzerlik içerip içermediğinin teknik olarak kanıtlanıp kanıtlanamayacağı üzerine kurulu. Mahkemeler bu noktada müzik teorisi uzmanlarına başvurulmasını gerekli görüyor. Avrupa'da bazı ülkeler yapay zeka çıktılarını kamu malı sayma yolunu tercih ederken, başka ülkeler eseri sistemi çalıştıran şirketin mülkü olarak değerlendiriyor. Kuzey Amerika'daki bazı içtihatlar ise insan denetiminin belgelendiği koşullarda telif korumasının doğabileceği yönünde işaret ediyor. Müzik endüstrisi kuruluşları yapay zeka müzik telif hakkı alanında ortak bir uluslararası çerçeve oluşturulması için baskı yapıyor. Teknoloji şirketleri ise mevcut telif hakkı hükümlerinin yapay zeka gerçekliğiyle bağdaşmadığını ve yasaların yeniden yazılması gerektiğini savunuyor. Hukuk çevrelerinin büyük bölümü bu tartışmanın en az beş ila on yıl daha çözümsüz kalacağı görüşünde.