Telefon konuşma korkusu çocuksu gelir insanlara. "Telefona bakıyorsun, cevap ver" derlerdi. Ben kasılırdım. Birine telefon açmak bir randevu istemek gibi hissettiriyordu. Hazırlanmam gerekiyordu. Ne söyleyeceğimi önceden düşünürdüm. Yanlış bir şey söylersem ne olur kaygısı gerçekti. Telefon konuşma korkusu mesajlaşmanın yaygınlaşmasıyla kolaylaştı bir süre. Yazıya dökülebilir hale geldi her şey. Ama sonra gerçek hayat zorunlu telefon anları yarattı ve kaçamadım. O dönem sosyal kaygımla dürüstçe yüzleşmeye karar verdim. Bir terapistle konuştum. Telefon korkusunun köküne baktık. Değerlendirilme kaygısı geliyordu, sesin tonunu, sözlerini, tepkilerini görmek mümkün değil telefonda. Telefon konuşma korkusunu azaltmak için küçük egzersizler yaptım. Önce tanıdık birini aradım. Sonra yabancı ama önemsiz telefon aradım, bilgi sorma. Sonra randevu alma. Her başarılı telefon görüşmesi küçük bir güven birikimine dönüştü. Sonuç dramatik değil. Hâlâ uzun telefon konuşmalarını sevmiyorum. Ama artık bir numara aramak için saatlerce beklemiyorum. Sosyal kaygı kişisel bir başarısızlık değil, zihnin bir alarmı. Bu farkı görünce, benimle değil, zihnimle çalışmak mümkün oldu.