Dört mevsim doğa izleyiciliği, aynı yere farklı gözlerle bakmayı öğretiyor. Bahar sabahı bir çayırda gördüğünüz çiçek halısı, aynı yerin sonbahar sarısına ya da kış sessizliğine benzemez hiç. Bu değişim, doğayı canlı kılan şeyin tam kendisi. İlkbahar, dört mevsim doğa fotoğrafçılarının en çok beklediği dönem. Karın altından çıkan ilk çiçekler, dallara dönen yapraklar ve göçmen kuşların geri dönüşü bu mevsimi neredeyse bir kutlamaya dönüştürüyor. Türkiye'de Kazdağları'nın ilkbahar yeşili ya da Uludağ eteklerinde açan yabani çiçekler bu kutlamanın en güzel sahneleri. Yaz, doğanın en yüksek sesle konuştuğu mevsim. Böcekler, kuşlar, rüzgar ve su sesleri; her şey aynı anda çalıyor sanki. Ama yaz doğası sadece ses değil, renk de. Lavanta tarlaları, pek çok yabani çiçek ve Doğu Anadolu yaylalarının farklı tonlardaki yeşilleri gözlerinizi doyuruyor. Sonbahar belki de dört mevsim doğanın en dramatik dönemi. Yaprakların sarıya, turuncuya, kırmızıya dönüşümü kısa sürer ama iz bırakır. Bolu'nun ormanları, Artvin'in vadileri ve Doğu Karadeniz yaylaları bu renk şenliğinin en bilinen sahneleri. Kış ise doğayı sıyırıp sadeleştiriyor. Kar altındaki dağlar, donmuş şelaleler ve sessiz ormanlar çok farklı bir güzellik taşıyor. Bazı insanlar kış fotoğrafçılığının en dürüst mevsim olduğunu söylüyor; yapraklar olmadan ağacın gerçek formu ortaya çıkıyor. Dört mevsim doğa gözlemcisi olmak için aynı parkı ya da koruyu mevsim mevsim ziyaret etmek yeterli. Değişimi kendi gözlerinizle takip etmek, anlatılanlardan çok daha fazlasını öğretiyor.