Altın saat fotoğrafçılık dersini acı bir deneyimle öğrendim, ve o dersi bir daha unutmadım. Plansız bir doğa yürüyüşü organize etmiştim. Yüksek bir tepenin üzerinde gün batımını fotoğraflamak istiyordum. Hesapladım: gün batımı 19:30'da. Tepeye çıkış 45 dakika. Saat 18:00'de yola çıksam yeter. Yola çıktım. Yol planladığımdan uzundu. Tepenin son kısmı sarp çıktı. 19:15'te en üstteyim, tam zamanında! Ama altın saat fotoğrafçılıkta "tam zamanında" 30 dakika önce demek. Gün batımından önceki o süre, ışığın en yumuşak ve en sıcak olduğu zamandır. Ben tepeye ulaştığımda güneş zaten alçalmıştı, ışık sertleşmişti. Renk dönüşümü başlamıştı ama büyük bölümü geçmişti. Altın saat fotoğrafçılık için o tepeye bir daha gittim, bu sefer 18:00'da. Fark inanılmazdı. Aynı yer, aynı hava, ama ışık tamamen farklıydı, altın sarısı, uzun gölgeler, renklerin yumuşak geçişi. O gün çektiğim fotoğrafları ilk gittiğimde çektiklerimle karşılaştırdım. Arasındaki fark teknik değildi, sadece zamanlama. Altın saat fotoğrafçılıkta öğrendiğim diğer şey: konum önceden keşfetmek. Sadece "gün batımına gidelim" demek yetmiyor. Nerede duracaksın, hangi yöne bakacaksın, ön planda ne olacak, bunları önceden planlamak gerekiyor. Çünkü o kırk beş dakikanın yarısı konumu bulmakla geçerse, az çekim yaparsın.